DENETİM HİZMETLERİ
1- Müfettişin, aldıkları ifadelere ve belgelere dayalı olarak ön inceleme raporu düzenleyen ilgililere isnat edilen eylemlerin, haklarında hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından, soruşturma izni verilmemesine ilişkin;
İtiraz Edilen Karar : Hakkında soruşturma izni istenenlerin tümü için soruşturma izni verilmemesine ilişkin Milli Eğitim Bakanının …….2006 günlü, …… sayılı kararı
Soruşturulacak Eylemler :
1-Yanlı, kasıtlı, eksik belge ve soyut iddialara dayanan soruşturma ve ön inceleme raporları düzenlemek suretiyle şikayetçinin görevden alınmasını sağlamak
2-Şikayetçi hakkındaki soyut iddiaların sübuta ermediği kanaatine ulaşılmasına rağmen, eş değer bir göreve atanması önerisinde bulunmak suretiyle …… ilinden başka bir ile atanmasına neden olmak
3-Şikayetçinin Müsteşar Yardımcılığı ve Genel Müdürlüğe atanma taleplerinin engellenmesi amacıyla düzenlenen soruşturma raporunda disiplin cezası önerisinde bulunmak
4-Zamanaşımına uğradığı iddia edilen bir eylem nedeniyle soruşturma raporu düzenlemek
Eylem Tarihi: 2005 Yılı
Milli Eğitim Bakanlığının 27.3.2006 günlü, 2412 sayılı yazısı ile gönderilen dosya, Milli Eğitim Bakanının 7.3.2006 günlü, 451.03/160 sayılı soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararı ve bu karara yapılan itiraz, Tetkik Hakimi Hüseyin Oğuz'un açıklamaları dinlendikten sonra, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca incelendi;
Gereği Görüşülüp Düşünüldü :
Soruşturmacı olarak görevlendirilenler, soruşturma veya ön inceleme raporu düzenlemekle yükümlü bulunduklarından, bulguların saptırılması ve karartılması halleri hariç olmak üzere, düzenledikleri raporlarda getirdikleri tekliflerden, karar verme konumunda olmamaları nedeniyle sorumlu tutulmalarına hukuken olanak yoktur.
Bu nedenle, aldıkları ifadelere ve belgelere dayalı olarak ön inceleme raporu düzenleyen ilgililere isnat edilen eylemlerin, haklarında hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından, soruşturma izni verilmemesine ilişkin yetkili merci kararına yapılan itirazın reddine, dosyanın Milli Eğitim Bakanlığına, kararın bir örneğinin itiraz edene gönderilmesine 2.5.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi. (T.C. Danıştay birinci daire Esas No : 2006/262 Karar No :2006/478 )
2- Teftiş Kurulunda Başmüfettiş olarak görev yapan davacının, Teftiş Kurulu Yönetmeliğinde düzenlenen esas ve usullere göre verilen görev ve yetkiler dahilinde görevlendirilmesi gerekirken süresi belirsiz teftiş ve denetim
hizmetlerine uygunluk göstermeyen uzmanlık alanı dışındaki bir konu ile görevlendirilmesi işleminde kamu yararı ve hizmet gereği yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında. (Danıştay 2. Daire, E:2004/1631, E:2005/2474, T:11/07/2005, DD: S:111, s.107)
3- Yeterlilik sınavında başarısız olan müfettiş yardımcılarının başka görevlere atanmasına ilişkin düzenlemede mevzuata ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı,ancak sözlü sınav sonucunun –anlatım ve kişilik –gibi amacı ve kapsamı anlaşılamayan hususlara göre belirlenmesinin yönetmelik hükümlerine açıkça aykırılık oluşturduğu.(Danıştay 5.D. Esas: 1988/2954 ; Karar: 1989/32)
4- Davalı idarede müfettiş olarak görev yapan davacıya,verilen soruşturma görevi ile ilgili olarak düzenlediği raporun eksiklikleri nedeniyle iki kez geri çevrilmesi ve soruşturmanın başka bir müfettişe verilerek tamamlattırılması nedeniyle ceza verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı.(Danıştay 8.D. Esas: 1995/556 ; Karar: 1997/203)
5- Yürüttüğü müfettişlik görevi ile bağdaşmayacak ve kendisine duyulan itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikteki davranışları soruşturma raporu ile saptanan davacının ilköğretim müfettişliğinden alınarak , durumuna uygun başka bir göreve atanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı .(Danıştay 5.D.Esas:1992 /21137,Karar:1992 /3029)
6- Müfettişin kanaatine uyup uymamanın idarenin takdirinde bir husus olduğu hk.(Danıştay 5. Dairesinin 26.03.1986 gün ve E:85/1410 K:86/378)
7- Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağına uymayan ve bu nedenle bir yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezasıyla cezalandırılan davacının başmüfettişlik görevinden alınmasında sebep ve maksat yönlerinden hukuka aykırılık bulunmadığı hk.(D.5.D,21.10.1992,K:92-2707,E:91-3960)
8- …… Bakanlığı Teftiş Kurulunu yönetmek ve müfettiş raporlarını değerlendirmek görevli ve yetkili kılınan Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanının, şikayet dilekçesinde Bakanlık Teftiş Kurulu yöneticisi olarak belirttiği sorumlulardan olduğu şikayet konusu hakkında yapılan ön incelemeye Teftiş Kurulu Başkanının da dahil edilmesi, dolayısıyla yapılacak ön incelemede Başkanın da yer alacağı göz önünde bulundurularak, bu ön incelemenin Sağlık Bakanlığınca yapılası gerektiği hakkında. (Danıştay 1. Daire, E:2005/663, K:2005/1026, T:20/09/2005, DD: S:111, s.37)
9- Davalı idarede müfettiş olarak görev yapan davacıya, verilen soruşturma görevi ile ilgili olarak düzenlediği raporun eksikleri nedeniyle iki kez geri çevrilmesi ve soruşturmanın başka bir müfettişe verilerek tamamlattırılması nedeniyle ceza verilmesinde, hukuka aykırılık bulunmadığı hk. (Danıştay 8.Daire Esas No:1996/5080 Karar No:1997/874)
10- Hukuka aykırılığı yargı kararı ile belirlenen sözlü sınavdan sonra, yeniden sınava tabi tutularak müfettişliğe atanan davacıya, geç atama nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının tazminen ödenmesi gerekir.
Karar :
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
Davacı, iş müfettişliğine geç atanması nedeniyle yoksun kaldığı 7 aylık maaş farkı tutarı olan 256.500.000.- lira ile 100.000.000.-TL. manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.
Ankara 5. idare Mahkemesinin 12.11.1998 günlü, E.1998/445, K:1998/1036 sayılı kararıyla; iş müfettiş yardımcısı olarak çalışmakta iken 24-27 3.1997 tarihli iş müfettişliği yeterlik sözlü sınavında başarılı olamayıp memurluğa atanan davacı tarafından, bu işlemler ile iş Teftiş Tüzüğü ve iş Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin ilgili maddelerinin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Beşinci Dairesinin 24.12.1997 günlü, E:1997/935, K: 1997/3271 sayılı karalıyla, sözlü sınav tutanaklarında Yönetmeliğin 21. maddesinde belirtilen sözlü sınav konularının hangilerinden ölçme yapıldığı, hangi konularda başarısız olduğunun belirtilmediği, böylece sınavın ve sınav sonucunda davacı hakkında yapılan değerlendirmenin Yönetmeliğin 21. maddesinde öngörülen usul ve esaslara uygun olarak yapılmadığı gerekçesiyle sözlü sınavda başarısız sayılması ve memurluğa atanmasına ilişkin işlemlerin iptal edildiği; 8.7.1997 günlü yürütmeyi durdurma kararından sonra yeniden yapılan sözlü sınavda başarılı olan davacının müfettişliğe atandığı, bu tarihe kadar olan müfettiş yardımcılığı sıfatıyla ilgili özlük haklarının iade edildiği, dolayısıyla bu konuda tazmini gerekecek bir zararı bulunmadığı; ilgilinin müfettiş yardımcılığından müfettişliğe geç atanmış olması nedeniyle oluşabilecek kayıplarının ise halen mevcut, oluşması kesin ve miktarı belli bir zararla ifade edilmemesi, dava konusu işlemle doğrudan ilgisinin kurulamaması sebebiyle bu davada karşılanması olanağının bulunmadığı gerekçesiyle tazminat istemi yönünden davanın reddine karar verildiği; bu kararın temyiz edilmeyerek kesinleştiği; bu davada da usulsüz yapılan sınav nedeniyle müfettişliğe geç atandığı ileri sürülerek maddi kayıplarının tazmininin istendiği; davacının sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlemin, Danıştay Beşinci Dairesince usul ve şekil yönünden iptal edilmesi, bir başka ifadeyle anılan kararın davacının doğrudan müfettişlik kadrosuna atanması sonucunu doğuracak nitelikte olmaması karşısında, davalı idarece yargı kararı gereğince 10.11.1997 tarihinde yeniden yapılan sözlü sınavda başarılı olan ve bu ay itibariyle müfettişlik kadrosuna atanan davacının, 24-27.3.1997 tarihli sözlü sınavda başarılı olduğu ve bu tarih itibariyle müfettişliğe atandığının kabulüne yasal imkan bulunmadığı
sonucuna varıldığından, müfettişliğe geç atandığından bahisle talep ettiği 256.500.000.-TL maddi tazminat isteminin geçerli görülmediği; ayrıca, idarece tazmini gereken nitelik ve ağırlıkta manevi bir zararı da bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Davacı, idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğunu, usulsüz sınav nedeniyle müfettişliğe 7 ay geç atandığını, maddi ve manevi zararının tazmini gerektiğini ileri sürmekte ve idare Mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, "idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." hükmü yer almış; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun "iptal ve tam yargı davaları" başlıklı 12. maddesinde, "ilgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davasını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler." hükmüne yer verilmiştir.
Davacının iş müfettiş yardımcısı olarak görev yapmakta iken 24-27.3.1997 tarihli iş müfettişliği yeterlik sözlü sınavında başarısız sayılıp memurluğa atandığı; bu işlemler ile düzenleyici işlemlerin ilgili maddelerinin iptali istemiyle Danıştay Beşinci Dairesinde açılan dava sonucunda bireysel işlemlerin iptal edildiği; söz konusu Danıştay kararında, "ilgilinin müfettiş yardımcılığından müfettişliğe geç atanmış olması nedeniyle oluşabilecek kayıplarının halen mevcut, oluşması kesin ve miktarı belli bir zararla ifade edilememesi, dava konusu işlemle doğrudan ilgisinin kurulamaması karşısında bu davada karşılanması olanağı bulunmamaktadır." gerekçesine de yer verildiği; davacının, Danıştay Beşinci Dairesince verilen 8.7.1997 günlü yürütmeyi durdurma kararı uyarınca 10.11.1997 tarihinde yapılan iş müfettişliği yeterlik sözlü sınavında başarılı olduğu; 13.11.1997 günlü onayla iş müfettişliğine atandığı; iş müfettişliğine 7 ay geç atanması nedeniyle iş müfettiş yardımcılığı ile müfettişlik arasındaki maaş farkları toplamı olan 256.500.000.- TL ile 100.000.000.,-TL. manevi tazminatın ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının başarısız sayıldığı sözlü sınavdaki usule aykırılığın Dairemiz kararıyla saptanmış olması ve yargı kararı uyarınca yeniden yapılan sözlü sınav sonucunda başarılı olup 13.11.1997 tarihinde müfettişliğe atanması karşısında, ilgilinin usulüne uygun yapılmayan sözlü sınav nedeniyle müfettişliğe geç atanmasının idarenin hizmet kusurunu oluşturduğu açık olup; geç atandığı dönem için iş müfettiş yardımcılığı ile müfettişlik arasındaki maaş farklarının idarece tazmini gerekir.
Öte yandan, davacının iş müfettişliğine geç atanması nedeniyle acı ve üzüntü duyduğu kuşkusuz olup, yasal faiz verilmemek kaydıyla manevi tazminat isteminin de kabulü gerekirken, İdare Mahkemesince davanın tümden reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle Ankara 5. İdare Mahkemesince verilen 12.11.1998 günlü, E:1998/445, K:1998/1036 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b. Fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Yasa ile değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adıgeçen Mahkemeye gönderilmesine, 10.6.2002 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (Danıştay Beşinci Daire Esas No : 1999/2771 Karar No : 2002/2723)
1- Müfettişlik görevinden Genel İdare Hizmetleri Sınıfında 5 nci dereceli bir göreve atanan ve bu görevden emekli olan davacının emekli aylığına müfettişler için öngörülen ek göstergenin uygulanamayacağı hakkında. (E:1999/1589 K:1999/2758 DD:103 Sayfa:397 5.Daire 3.9.1999)
2- 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 78 ve değişik 79'uncu maddeleri uyarınca meslekleri ile ilgili hizmetlerde yetiştirilmek, eğitilmek, bilgilerini artırmak, staj yapmak veya aynı Kanunun 218'inci maddesi uyarınca lisans üstü öğrenim görmek üzere yurtdışına gönderilen ve kendilerine aynı zamanda araştırma ve inceleme görevi de verilen denetim elemanlarına;
1) Geçici görevin ifa edildiği süre zarfında, yurtdışı geçici görev gündeliği ödenip ödenemeyeceği,
2) Geçici görevin bitiminden sonraki yıllarda ise, yurtdışı öğrenci aylığı verilmesinin mümkün olup olamayacağı,
hususlarında Sayıştay görüşü tespitine ilişkin Maliye ve Gümrük Bakanlığı istemi.
İNCELEME : Konu ile ilgili mevzuat ve bu husustaki Daire Kararı incelenerek gereği görüşüldü.
1- 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 78'inci maddesinde, mesleklerine ait öğrenimi bitirerek Devlet memurluğuna alınmış ve asli memur olarak atanmış olanların meslekleri ile ilgili hizmetlerde yetiştirilmek, eğitilmek, bilgilerini artırmak veya staj yapmak üzere, dış burslara dayanılarak veya giderleri kurumlarınca karşılanmak suretiyle, iki yıl süreyle yurtdışına gönderilebilecekleri, gerekirse bu sürenin iki yıl daha uzatılabileceği; değişik 79'uncu maddesinde, 78'inci madde uyarınca gönderilenlerin kadrolarında bırakılacakları (burslu gidenlerin bir yılı aşan süreleri ile şahsen özel burs sağlayan ve burstan istifade etmesi için kurumlarınca kendilerine maaşsız izin verilenler hariç) aylıklarını kendi kurumlarından alacakları; burslu gidenlerin aldıkları burs miktarının, kurumlarınca gönderilenlerin transfer edilen maaş karşılıklarının gittikleri ülkelerde sürekli görevle bulunan ve 9'uncu derecenin 1'inci kademesinden aylık alan meslek memurlarına ödenen aylığının yarısından az olamayacağı; az ise bu miktara tamamlanacağı; 218'inci maddesinde de, Devlet memurlarının yabancı ülkelerin hizmetle ilgili kurumlarında veya yetiştirme-eğitim merkezlerinde yetiştirilebileceği ve bu gibiler hakkında bu Kanunun değişik 79'uncu maddesi hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
657 sayılı Kanunun değişik 1'inci maddesinin ilk bendinde sayılan kurumlarda görevli denetim elemanları, bu Kanun kapsamında bulunduklarından haklarında yukarıda sözü edilen 78, değişik 79 ve 218'inci maddelerin uygulanması ve anılan kimselerin, bu maddelere dayanılarak mesleklerine ait hizmetlerde yetiştirilmek, eğitilmek, bilgilerini artırmak, staj veya lisans üstü öğrenim yapmak üzere yabancı ülkelere gönderilmeleri doğal bulunmaktadır.
öte yandan, aynı Kanunun 177'nci maddesinde, bu Kanuna tabi Devlet memurlarından, bir görevin ifası için sürekli veya geçici olarak görev yerlerinden ayrılanların yol giderleri ile gündeliklerinin, yolluklar hakkındaki özel kanun hükümlerine göre ödeneceği belirtilmek suretiyle, memurlara, yurtiçi ve yurtdışı ayırımı yapılmadan, esas görev yerleri dışında geçici görev verilebileceği ifade edilmiştir.
6245 sayılı Harcırah Kanununun 14'üncü maddesinde ise, 1'inci maddede yazılı kurumlara ait bir görevin yerine getirilmesi amacıyla, geçici olarak yurtiçinde ve dışında başka bir yere gönderilen memurlara verilecek harcırah unsurları belirtilerek, memurlara yurt dışında geçici görev verilebileceği dolaylı biçimde hükme bağlanmıştır.
Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere, bir denetim elemanının yurtdışında geçici görevle görevlendirilmesi mümkün bulunmaktadır. Bunun için bir onayla yurtdışındaki bir hizmet yerinde, geçici olarak görevlendirilmiş bulunmak yeterli olmaktadır.
Mevzuatımızda, söz konusu 78, değişik 79 ve 218'inci maddelere göre mesleklerine ait hizmetlerde yetiştirilmek, eğitilmek, bilgilerini artırmak, staj veya lisans üstü öğrenim yapmak üzere yurtdışına gönderilen memurlara, aynı zamanda geçici görev verilemeyeceğine dair bir düzenleme bulunmadığına göre, bu amaçlarla yurtdışına gönderilen denetim elemanlarına aynı zamanda bir konunun araştırılması ve incelenmesi görevinin verilmesi mümkün görülmektedir.
Bu durumda, denetim elemanı bir görevin ifası için geçici olarak yurt dışına gönderilmiş olacağından, kendisine yurtdışı geçici görev gündeliği verilmesinin mevzuata aykırı bir yanı bulunmamaktadır.
Her ne kadar 6245 sayılı Kanunun değişik 34'üncü maddesi uyarınca çıkarılan ve 1985 yılında uygulanacak yurt dışı gündeliklerini belirleyen 28.12.1984 gün ve 84/8927 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 5'inci maddesinin (b) fıkrasında, bu kararın staj ve öğrenim amacıyla yurt dışına gidenlere uygulanmayacağı belirtilmekte ise de; bu kural yurt dışına sadece staj ve öğrenim amacıyla gidenlere geçici görev gündeliği ödenmesini önlemek için getirilmiştir. Oysa tereddüt konusu denetim elemanları yurt dışına, sadece staj ve öğrenim için değil, aynı zamanda araştırma ve inceleme ile görevli olarak gönderilmektedirler ki, esasen kendilerine, bu geçici görev nedeniyle gündelik ödenmesi söz konusu olmaktadır.
Ancak, gerek bilgilerini artırmak ve lisans üstü öğrenim yapmak gerekse görev yapmak amacıyla dış ülkelere gönderilenlere 657 sayılı Yasanın değişik 79 ve 6245 sayılı Yasanın değişik 34'üncü maddeleri uyarınca yapılacak ödemeler, hizmet karşılığında yapılan ödemeler olmayıp, ilgililerin yurtdışındaki yeme, içme, yatma gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılamak üzere, gider karşılığı yapılan ödemeler olduklarından; her iki ödemenin birlikte yapılması mümkün görülememektedir. Bu nedenle, yurtdışına burs almadan gidenlere geçici görev gündeliği verilmesi halinde, ayrıca 79'uncu maddeye göre ödeme yapılmaması; özel burs sağlayanların burslarının da geçici görev gündeliğine tamamlanması uygun olacaktır.
Böylece bu uygulama ile, bir yandan, yetiştirilmek, eğitilmek, bilgilerini artırmak, staj veya lisans üstü öğrenim yapmak amacıyla yurtdışına gönderilen ve kendisine aynı zamanda araştırma ve inceleme görevi verilen denetim elemanına, geçici görevinin devamı süresince 657 sayılı Kanunun değişik 79'uncu maddesine göre alabileceği aylıktan daha fazlası ödeneceğinden kişinin lehine bir durum yaratılacak; öte yandan da, geçici görevin yürütülmesi için ayrıca eleman görevlendirilmeyeceği, böylece bir yıllık süre için iki ayrı ödeme yapılmayacağı ve dış burslara dayanılarak gönderilenlere tam gündelik ödenmeyerek bursları gündelik miktarına iblağ edileceği için döviz tasarrufu sağlanmış olacaktır.
Nitekim, Temyiz Kurulunun 21.5.1982 tarih ve 1933 sayılı, 28.12.1982 tarih ve 2179 sayılı ilâmlarında, lisans üstü öğrenime gidenlere ödenen öğrenci aylıklarının, yurt dışı geçici görev gündeliğinin tamamlanması şeklindeki uygulama, Hazine menfaati gözetildiği ve mevzuata aykırı olmadığı gerekçesiyle uygun görülmüştür.
Bu nedenlerle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 78, değişik 79 veya 218'inci maddeleri uyarınca yetiştirilmek, eğitilmek, bilgilerini artırmak, staj veya lisans üstü öğrenim yapmak amacıyla yurt dışına gönderilen denetim elemanlarına, aynı zamanda ihtisas konularıyla ilgili araştırma ve inceleme görevi verilmesi halinde, bu görevin devamı süresince, anılan Kanunun değişik 79'uncu maddesine göre ödeme yapılmayarak; burs almayanlara yurt dışı geçici görev gündeliği ödenmesi, burslu olanların burslarının da gündelik miktarına tamamlanması mümkün bulunmaktadır.
2- Söz konusu denetim elemanlarına geçici görevin bitiminden sonraki yıllarda yurtdışı öğrenci aylığı verilmesinin mümkün olup olamayacağı hususuna gelince:
Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkındaki 1416 sayılı Kanunun 1'inci maddesinde, genel ve katma bütçe ile idare olunan Devlet daireleri ile tekel idarelerinin, illerin, belediyelerin, ticaret odalarının ve sözleşmeleri gereğince öğrenci göndermeye zorunlu olan şirketlerin öğrenim için yabancı ülkelere gönderecekleri öğrencilerin bu Kanun ahkâmına tabi olduğu hükme bağlanmış ve 21'inci maddesinde de, dairelerince staj maksadıyla yabancı ülkelere gönderilecek memurlara bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Bu durumda, yetiştirilmek, eğitilmek, staj veya lisans üstü öğrenim yapmak üzere yurt dışına gönderilen denetim elemanlarına bu Kanunun 13'üncü maddesine dayanılarak çıkarılan ve yurt dışına lisans veya lisans üstü öğrenim yapmak üzere gönderilen öğrencilere verilecek aylık miktarı ile zaruri gider karşılıklarını belirleyen Bakanlar Kurulu kararlarına göre ödeme yapılması mümkün değildir.
Sadece 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 79'uncu maddesinin 2595 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki şeklinde; "Burslu gidenlerin aldıkları burs miktarı, kurumlarınca gönderilenlerin transfer edilen maaş karşılıkları gittikleri ülkelerde öğrencilere verilen tahsisattan az ise aradaki fark Devlet Personel Dairesince hazırlanacak bir yönetmelikte tespit edilen esaslar dairesinde kurumlarınca kendilerine ödenir." denildiği için devlet memurlarına 1416 sayılı Kanunun 13'üncü maddesine dayanılarak hazırlanan esasların lisans üstü öğrencilerine yapılacak ödemeleri belirleyen hükümleri uygulanmakta idi.
Ancak, 79'uncu madde hükmü 12.2.1982 tarih ve 2595 sayılı Kanunun 6'ncı maddesi ile 1.3.1982 tarihinden geçerli olmak üzere değiştirilmiş ve maddenin yeni şeklinde, burslu gidenlerin aldıkları burs miktarlarının, kurumlarınca gönderilenlerin transfer edilen maaş karşılıklarının, gittikleri ülkelerde sürekli görevle bulunan ve 9'uncu derecenin 1'inci kademesinden aylık alan meslek memurlarına ödenmekte olan yurtdışı aylığının yarısından az olamayacağı, az ise aradaki farkın kurumlarınca kendilerine ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Bu değişiklik karşısında, geçici görevin bitiminden sonra, 657 sayılı Kanunun 78, değişik 79 veya 218'inci maddeleri uyarınca yurt dışına gönderilenlerin transfer edilecek aylık veya burs tutarlarına veya özel olarak sağladıkları burslarının, gidilen ülkede öğrencilere verilen ödeneklere değil, o ülkede sürekli görevle bulunan ve 9'uncu derecenin 1'inci kademesinden aylık alan meslek memuruna ödenmekte olan yurtdışı aylığının yarısına tamamlanması gerekmektedir.
SONUÇ : 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 78, değişik 79 ve 218'inci maddeleri uyarınca meslekleri ile ilgili hizmetlerde yetiştirilmek, eğitilmek, bilgilerini artırmak, staj veya lisans üstü öğrenim yapmak üzere yurtdışına gönderilen ve kendilerine aynı zamanda usulüne uygun şekilde araştırma ve inceleme görevi de verilen denetim elemanlarına;
1) Geçici görevin ifa edildiği süre zarfında, sadece yurtdışı geçici görev gündeliği ödenmesinin uygun olacağına çoğunlukla,
2) Geçici görevin bitiminden sonra ise, transfer edilecek aylık veya burs miktarı ile özel olarak sağlanan burs tutarının, gidilen ülkede sürekli görevle bulunan ve 9'uncu derecenin 1'inci kademesinden aylık alan meslek memuruna ödenmekte olan yurtdışı aylığının yarısına tamamlanması gerektiğine,
oybirliğiyle karar verildi. (Sayıştay Genel Kurul Kararı 10.10.1985 / 4512/1)
3- Soruşturma görevi ile ilgili olarak düzenlediği rapor eksiklikleri nedeniyle iki kez geri çevrilip soruşturmanın başka bir müfettişe verilmesinden dolayı davacı müfettiş hakkında uygulanan disiplin cezasında hukuka aykırılık yoktur.
İstemin Özeti: Davalı idarede müfettiş olarak görev yapan davacının kınama cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada; dosya içeriğinden 29.01.1988 günü garaj içerisinde iki otobüsün çarpışması olayı ile ilgili olarak davacının soruşturma yapmakla görevlendirildiği davacı tarafından düzenlenen raporun yeterli görülmeyerek tevsien incelenmek üzere kendisine geri gönderildiği, davacı tarafından, bu durumdan hiç söz etmeksizin ilk defa düzenlenmiş rapor şeklinde ve ilk raporun tarih ve sayısı verilerek ikinci kez rapor düzenlendiği, geri gönderilen ilk raporla birlikte idareye verilmediği, ikinci raporda da noksanlıklar bulunarak yeniden geri gönderildiği ve soruşturma görevinin davacıdan alınıp bir başka müfettişe verildiğinin anlaşıldığı, davacının soruşturma evrakının tamamlanmasında esas ve usul bakımından hatalı ve kusurlu davrandığı, soruşturmanın başka bir müfettiş tarafından tamamlanmasına neden olduğu, böylece bu tutum ve davranışlarının verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev yerinde idarece belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde kusurlu davranmak olarak nitelendirilerek, olay gününde yürürlükte bulunan ... Belediyesi İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü Personel Yönetmeliğinin 131/ö maddesi uyarınca kınama cezası ile cezalandırılmasında mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddeden İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 21.09.1994 gün ve 1111 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir.
Danıştay Tetkik Hakimi Y.K.`nın Düşüncesi: Temyiz isteminin reddi ve mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı H.E.Ç.`nin Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp idare mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddiyle idare mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
Türk milleti adına hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü: İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.
İdare mahkemesince verilen kararın dayandığı gerekçe usul ve yasaya uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın ONANMASINA, 23.01.1997 gününde oybirliği ile karar verildi.(Danıştay 8. Daire E. 1995/556 K. 1997/203 )
4- Soruşturmanın taraflı yürütüldüğü iddiasına istinaden soruşturmacının değiştirilebileceği (D.2.D., E.1982/3656, K.1982/ 3233)
5- Valilerin, ilköğretim müfettişlerini orta dereceli okul öğretmen ve yöneticilerini soruşturmakla görevlendirilebileceği hk.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü:
Erzurum,Karayazı,Çullu Ortaokulu öğretmeni olan davacının 657 Sayılı Kanunun 125/E maddesinin (d) bendi hükmüne göre Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası ile Cezalandırılmasına ilişkin Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun 16.8.1984 günlü ve 1984/175 sayılı işlemini,açılan dava sonucunda ortaokul öğretmeni olan davacıya,Devlet Memurluğundan Çıkarma cezası verilmedi yolundaki disiplin kurulu kararımın dayanağını oluşturan soruşturanın 222 sayılı Kanun ve İlköğretim Müfettişleri Yönetmeliğine aykırı olarak yetkisiz kişi olan ilköğretim müfettişince yapıldığı ve bu usulsüzlüğün dava konusu kararı hukuken sakatladığı gerekçesiyle iptal eden Erzurum İdare Mahkemesinin 21.11.1906 günlü ve E.1984/800, K: 1986/624 sayılı kararı,temyiz incelenmesi sonucunda Danıştay Onuncu Dairesinin 11.6.1987 günlü E. 1987/493, K. 1987/1277 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Mahkemenin bozma kararına uymayarak,iptal kararında ısrarı üzerine davalı İdare 24.9.1987 günlü ve E : 1987/48l, K.1987/638 sayılı bu karların temyizen incelenerek bozulması ve davanın reddini istemektedir.
Memurin Muhakematı Hakkındaki Muvakkat Kanununun 2 nci maddesinde memurlardan, birinin görevi esnasında kurallara, aykırı davranışlarının bulunması halinde İdare amirlerinin bizzat ve bilvasıta soruşturma yapabilecekleri belirtilmekte, 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunun 9 uncu maddesinin (d) bendinde ise Valilerin,Bakanlıkların İl teşkilatınla yer alan daire ve kurumların ayrı ayrı denetim ve teftişlerini yapabilecekleri veya memurları vasıtası ile yaptırabilecekleri hükme bağlanmaktadır.
Soruşturmayı yapan İlköğretim Müfettişinin görevleri arasında orta dereceli okul öğretmen ve yöneticilerinin teftiş ve denetleme yetkisinin belirtilmemiş olması, açıklanan yasal düzenlemeler karşısında valilerin İlköğretim Müfettişlerine orta dereceli okul Öğretmen ve yöneticileri hakkında soruşturma yapma görevi vermesine engel teşkil etmemektedir.
Bu nedenle, dava konusu,devlet memurluğundan çıkarma cezası tesis edilmeden önce, soruşturmanın Valilikçe yapılmış olmasında mevzuata aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davalı İdarenin temyiz isteminin kabulü ile Erzurum îdare mahkemesinin 24.9.1987 günlü E. 1987/481, K:1987/6380 sayılı kararının bozulmasına ve dosyanın Erzurum İdare: gönderilmesine 1.4.1988 günü esasta ve gerekçede oyçokluğuyla (19/2) karar verildi.( DİDGK,K:88-25,E:88-20)
6- Memur hakkında soruşturma yapacak soruşturmacının memurla eşdüzeyde veya üst düzeyde bir görevde bulunması gerektiği ve memurun maiyetinde bulunan bir kişinin o memur hakkında soruşturma yapamayacağı hk.(D. 2. D., E. 1993/286 - K. 1993/239)
7- Yakınıcı ………… tarafından gönderilip 26.12.2003 tarihinde Dairemiz kayıtlarına giren ve Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişi ………….. hakkındaki şikayeti üzerine, Teftiş Kurulu Başkanlığının 9.12.2003 gün ve 8229 sayılı "Başmüfettiş hakkında iddiaların sübut bulmadığı" şeklindeki kararının itirazen incelenmesine ilişkin 23.12..2003 tarihli dilekçesi ve eki belgeler 4483 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca incelenerek gereği görüşüldü:
4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında, Cumhuriyet başsavcılarının, memurlar ve diğer kamu görevlilerin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikayette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isteyecekleri; 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasında da, izin vermeye yetkili merciin, bu Kanun kapsamına giren bir suç işlendiğini bizzat veya yukarıda yazılı şekilde öğrendiğinde bir ön inceleme başlatacağı hükümlerine yer verilmiştir.
Anılan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, yetkili merciin, memurlar ve u görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren bir suç işlediklerini herhangi bir şekilde [erinde hemen ön inceleme başlatmaları gerektiği Kanunun amir hükmü olup, takdir yetkilerinin bulunmadığı görülmektedir.
Olayda ise; şikayetçi ……….’ın Erzurum İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevinden alınmasına ve 1/30 oranında Maaş Kesim Cezası ile cezalandırılmasına ilişkin soruşturmayı yapan Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişi ……..’ in görevini yerine getirirken kasıtlı, yanlı, ve olmayan belgelere göre hareket ettiği, nitekim Maaş Kesim Cezasına karşı. Erzurum idare Mahkemesinde açtığı davada mahkemenin 11.11.2003 gün ve E:2003/1673 sayılı Yürütmenin Durdurulması kararında,"dosyada bulunan belgeler ile müfettiş tarafından alınan ifadelerin çeliştiği isnat edilen eylem tarihinde yakınıcının görevde olmadığını" açıkça belirtildiği halde bu belgeleri ekleyerek yaptığı şikayet sonucunda Milli Eğitim Bakanınca adı geçen Başmüfettiş hakkında ön inceleme yaptırılması gerekirken ön inceleme yaptırılmadığı sadece Teftiş Kurulu Başkanlığınca iddiaların sübuta ermediği yönünde yakınıcıya bilgi verildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Milli Eğitim Bakanının yukarıda açık hükümlerine yer verilen Kanun maddeleri gereğince yakınıcının şikâyeti üzerine bir ön inceleme başlatması ve sonucunda soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi yolunda bir karara varması gerektiği halde ön inceleme yaptırılmadan Teftiş Kurulu Başkanlığınca" iddialar sübuta ermemiştir" şeklinde verilen kararda hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle şikayetçi ……….’ın itirazının kabulü ile Başmüfettiş ……….. hakkında Teftiş Kurulu Başkanlığınca ön inceleme yapılmadan verilen kararın kaldırılmasına ve adıgeçen hakkında şikayet dilekçesinde belirtilen iddia konusu ile ilgili olarak ön inceleme başlatarak soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi yönünde bir karar verilmesi, kararın türüne göre gerekli yazılı bildirimlerin yapılması ve itiraz edilmesi halinde dilekçenin de eklenerek gönderilmesi için dilekçe ve eklerinin Milli Eğitim Bakanlığına gönderilmesine, kararın bir örneğinin bilgi için yakıma ………………….'a tebliğine 15.1.2004 gününde oybirliği ile karar verildi. (DANIŞTAY İKİNCİ DAİRE Esas No : 2003/1299 Karar No : 2004/43)
8- …Müfettişlerin, duyuruda bulundukları suçlarla ilgili olarak yetkili merciin soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararlarına karşı itiraz haklarının bulunmadığı hk. İstem, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun uygulanmasında, müfettişlerin, duyuruda bulundukları suçlarla ilgili olarak yetkili merciin soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararlarına karşı itiraz haklarının bulunup bulunmadığı hususunda düşülen duraksamanın giderilmesine ilişkindir.4483 sayılı Kanunun 9. maddesinde "Yetkili merci, soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet Başsavcılığına, hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiye bildirilir.Soruşturma izni verilmesine ilişkin karar karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet Başsavcılığı veya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir." denilmektedir.Söz konusu maddede, yetkili merciin soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararına karşı sadece Cumhuriyet Başsavcılığı ve "işlendiği öne sürülen suçtan zarar gören" şikayetçiye itiraz hakkı tanındığından, duyuruda bulundukları suçlarla ilgili olarak şikayetçi konumunda bulunmayan müfettişlerin, soruşturma izni verilmemesi yolundaki kararlara karşı itiraz yoluna başvurabilmelerine yasal olanak yoktur.(D.2.D.,E:2001/48, K:2001/48)
9- İl Milli Eğitim Müdürlüğünde görevli İlköğretim Müfettişleri hakkında ön incelemeyi Vali'nin yaptıracağı, itirazlarına da bölge idare mahkemesinde bakılacağı hakkında. (Danıştay 2. Daire, E:2003/968, K:2003/2014, T:14.10.2003)
10- …Bakanlık merkez teşkilatında görevli olup, ortak kararla atanan müfettiş hakkında soruşturma izni verilmesine ilişkin olarak Bakan tarafından alınan karara yapılan itirazı inceleme görevinin Danıştay İkinci Dairesine ait olduğu hk.4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun 3. maddesinin (e) bendinde, bakanlıkların merkez teşkilatında görevli olup ortak kararla atanan memurlar hakkında ilgili bakan tarafından soruşturma izni yetkisinin kullanılacağı ve 9. maddesinde de, 3. maddenin (e) bendinde sayılanlarla ilgili olarak soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararlara yapılan itirazlara Danıştay İkinci Dairesinin bakacağı belirtilmiş olup, 2451 sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne Dair Kanunun 2. maddesi ve anılan madde ile atıfta bulunulan 2 sayılı cetvel uyarınca bakanlık müfettişleri ortak kararla atandıklarından, Sağlık Bakanlığı Başmüfettişi olan ilgili hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin olarak Sağlık Bakanınca alınan karara yapılan itirazı inceleme görevinin Danıştay İkinci Dairesine ait olduğu (D.2.D., E. 2001/7, K: 2001/76)
11- Teftiş Kurulunda Başmüfettiş olarak görev yapan davacının, Teftiş Kurulu Yönetmeliğinde düzenlenen esas ve usullere göre verilen görev ve yetkiler dahilinde görevlendirilmesi gerekirken süresi belirsiz teftiş ve denetim hizmetlerine uygunluk göstermeyen uzmanlık alanı dışındaki bir konu ile görevlendirilmesi işleminde kamu yararı ve hizmet gereği yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında. (Danıştay 2. Daire, E:2004/1631, E:2005/2474, T:11/07/2005, DD: S:111, s.107)
12- Yeterlik sınavında başarısız olan müfettiş yardımcılarının başka görevlere atanmasına ilişkin düzenlemede mevzuata ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı,ancak sözlü sınav sonucunun anlatım ve kişilik gibi amacı ve kapsamı anlaşılamayan hususlara göre belirlenmesinin yönetmelik hükümlerine açıkça aykırılık oluşturduğu...”
........... idare Mahkemesince verilen 31.5.1988 günlü, E:1987/973, K: 1988/681 sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Danıştay Savcısı Düşüncesi : Müfettiş yardımcısı olan davacının müfettişlik yeterlik sınavının sözlü bölümünde başarılı olamaması nedeniyle imar ve iskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 22 inci maddesi uyarınca Yapı işleri Genel Müdürlüğü Uygulama ve Koordinasyon Daire Başkanlığı emrine Mühendis olarak atanmasına ilişkin işleme karşı açtığı davanın reddi yolunda ........... idare Mahkemesince verilen kararın temyizen incelenerek bozulması temyiz istemine konu edilmiş bulunmaktadır.
imar ve iskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünün 3 üncü maddesinin C fıkrasının 3 üncü bendinde Müfettiş yardımcılığından müfettişliği atanabilmek için imar ve iskan Bakanlığınca hazırlatılacak bir yönetmelikte tesbit edilecek esaslara göre yapılacak müfettiş yardımcılığı sınavını başarı ile vermiş olmanın şart olduğu hükme bağlanmış olup, bu hükme göre çıkarılan yönetmeliğin 22 inci maddesinde bu sınavda başarı gösteremeyenlerle ilgili bir düzenlemeye yer verilmiş olmasında tüzük hükümlerine aykırılık görülmemiştir.
Sözlü sınavda davacıya sorulan sorular hem mesleki bilgisini ölçmeye hem de yetişme dönemindeki çalışmaların değerlendirilmesine yönelik olduğundan sözlü sınavın yönetmeliğin 25 inci maddesinin 3 üncü fıkrası hükmüne uygun olarak yapıldığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan bu nedenlerle davanın reddi yolundaki idare Mahkemesi kararında isabetsizlik görülmediğinden temyiz isteminin reddi ile kararın onanmasının uygun olacağı düşünülmüştür.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
Dava, davacının müfettiş yardımcısı olarak görev yapmakta iken müfettişlik yeterlik sınavının sözlü bölümünde başarılı olamaması ve bu nedenle imar ve iskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 22. maddesi uyarınca Yapı işleri Genel Müdürlüğü Uygulama ve Koordinasyon Daire Başkanlığı emrine mühendis olarak atanmasını öngören işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle eksik ödenen parasal haklarının ödenmesine karar verilmesi işlemiyle açılmıştır.
........... idare Mahkemesinin 31.5.1988 günlü, E:1987/973, K:1988/681 sayılı kararıyla, Teftiş Kurulu Tüzüğünün 3. maddesinin (B) fıkrasının 3. bendinde, müfettiş yardımcılığına atanabilmek için, imar ve iskan Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikte tesbit edilecek esaslara göre müfettiş yardımcılığı sınavını başarı ile vermiş bulunmanın şart olduğu, aynı tüzüğün (c) fıkrasının 3. bendinde de müfettiş yardımcılığından müfettişliğe atanabilmek için sözü edilen yönetmelikte belli edilecek esaslara göre yapılacak müfettişlik ehliyet sınavını başarı ile vermiş olmak gerektiğinin hükme bağlandığı, anılan tüzük uyarınca çıkarılan yönetmeliğin 22. maddesinin 2. fıkrasındaki hükmün hukuka aykırı olduğu yolundaki davacı iddiasının yerinde olmadığı, sınav sonuçları ile ilgili düzenlemenin yönetmelikle yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, sözlü sınavın yönetmeliğin 25. maddesinin 2, fıkrasına aykırı olarak yapıldığı iddiasının ise, sözlü sınavda davacının anlatım, kişilik ve mevzuat bilgisinin değerlendirildiği, mevzuat bilgisine ilişkin değerlendirmenin mesleki bilgi ve yetişme dönemindeki çalışmalarının sonucunun değerlendirilmesine yönelik olduğunun anlaşıldığı, sınavın 40 dakika sürmüş olmasının davacıyı başarısız kılma çabası içine girildiğini göstermeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Davacı, teftiş tüzüğünde müfettiş yardımcılığı yeterlik sınavında başarısızlık halinde ne gibi işlem yapılacağına ilişkin hüküm bulunmadığını, kanunların düzenlemedikleri bir konunun yönetmelikte düzenlenemeyeceğini, yönetmeliğin 25. maddesinin 2. fıkrasında anlatımı ve kişiliğin değerlendirileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığını, yetişme dönemindeki çalışmalarının değerlendirme dışı bırakıldığını öne sürmekte ve Mahkeme kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
imar ve iskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünün 3. maddesi uyarınca çıkarılan ve 12.6.1981 günlü, 17368 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan imar ve iskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 22. maddesinde "imar ve iskan Bakanlığı Müfettiş Yardımcıları üç yıllık yetiştirme döneminden sonra, beraberinde bulunduğu Müfettiş veya Müfettişler ile Teftiş Kurulu Başkanının olumlu tezkiyesini almak şartıyla yeterlik sınavına alınırlar. Bu sınavda başarı gösterenler Teftiş Kurulu Tüzüğünün 3. maddesinin "C" fıkrası gereğince Müfettişliklere atanırlar.
Sınavda başarı gösteremeyenler ikinci bir sınava alınmazlar. Teftiş Kurulundan çıkartılarak imar ve iskan Bakanlığı Merkez veya taşra örgütünde bir göreve atanırlar.
hükmüne yer verilmektedir. Teftiş hizmetleri, kamu görevi içinde diğer hizmet sınıflarından farklı olarak kariyer görevi niteliğini taşıdığından, bu göreve giriş adaylık süresinin değerlendirilmesi gibi konularda özel düzenleme yapılmış olması, bu hizmetin taşıdığı özellik ve öneminin bir gereği olduğundan, yukarıda sözü edilen yönetmeliğin 2. fıkrası ile yeterlik sınavında başarısız olan müfettiş yardımcılarının başka görevlere atanmasına ilişkin düzenlemede mevzuata ve hizmet gereklerine aykırılıkdan sözedilmesine olanak bulunmamaktadır.
Adı geçen yönetmeliğin 25. maddesinde "yazılı sınav, 24 üncü maddede sayılan konulardan mevzuat ve uygulama ile teftiş, inceleme ve soruşturma usullerinden olmak üzere iki grup halinde yapılır. Bu sınavda her grupta en az 60 puan almak gerekir. Notlar ortalamasının 66 puandan aşağı düşmemesi şarttır.
........... Sözlü sınavda adayların mesleki bilgileri ve yetiştirme dönemindeki çalışmaları üzerinde durularak değerlendirme yapılır.
Sözlü sınavda tam puan olan 100 üzerinden 70 puan alanlar başarılı sayılırlar ve müfettiş olmağa hak kazanırlar ........... hükmüne yer verilmektedir.
incelenen olayda, 8.5.1987 günlü Bakan Oluru ile, davacı ve arkadaşları 3 yıllık hizmetleri sonucu refakatinde bulundukları müfettişlerin olumlu tezkiye verdiklerinin belirlenmesi üzerine yeterlik sınavına alınmış, sınavın yazılı bölümünde 67 puan alan davacı sözlü sınava girme hakkını kazanmış, sınav komisyonu üyelerinin her biri tarafından ayrı ayrı düzenlenen puan çizelgesi ile "anlatım", "kişilik" ve "mevzuat bilgisi" ayrı ayrı değerlendirilmiş, sırasıyla 20x20 ve 60 tam puan üzerinden puanların ortalaması sonucu 55 puan alan davacı sözlü sınav için gerekli olan en az 70 puanı alamadığı gerekçesiyle müfettişlik yeterlik sınavında başarısız kabul edilerek. Yapı işleri Genel Müdürlüğü Uygulama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı emrine Mühendis olarak atanmıştır.
Yönetmeliğin yukarıda sözü edilen 25. maddesinde sözlü sınavda değerlendirmenin nasıl yapılacağı ayrıntılı biçimde açıkça gösterilmiştir. Değerlendirilecek husus, adayların mesleki bilgileri olup, yetiştirme dönemindeki çalışmaları da dikkate alınarak bu değerlendirmenin yapılması gerektiği açıktır.
Uyuşmazlık konusu olayda ise, davacının yetiştirme dönemindeki çalışmaları dikkate alınmadığı gibi, değerlendirme konusu olarak öngörülmeyen anlatım ve kişilik gibi amacı ve kapsamı anlaşılamayan hususlarla sözlü sınav sonucunun belirlenmesinin yönetmelik hükmüne açıkça aykırılık oluşturduğu ortadadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüyle ........... idare Mahkemesince verilen 31.5.1988 günlü, E:1987/973, K:1988/681 sayılı kararın 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinin l/b bendi uyarınca bozulmasına, uyuşmazlık sadece hukuki noktalara ilişkin bulunduğundan ve dosya içindeki bilgi ve belgeler karar verilmesi için yeterli olduğundan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, davacının sözlü sınavda başarısız sayılarak Yapı işleri Genel Müdürlüğü Uygulama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı emrine Mühendis olarak atanmasına ilişkin işlemin iptaline, bu işlem nedeniyle uğradığı gerçek maddi zararlarının davalı idarece hesaplanarak davacıya ödenmesine, dökümü aşağıda gösterilen (20.300) lira yargılama giderinin ve 19.100 lira Avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine 18.1.1989 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
........... Temyizen incelenmesi istenilen ........... idare Mahkemesince verilen 31.5.1988 günlü, E: 1987/973, K: 1988/681 Sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir neden bulunmadığından isteğinin reddi ile anılan kararın onaması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına karşıyım. (5.Daire Esas 1988/2954, Karar: 1989/32)
13- Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanı hakkında yeni teftiş kurulu başkanının ön inceleme yapamayacağı hakkında (Danıştay 2.Daire, E:2003/56, K:2003/269, T:20.02.2003)
14- İlköğretim müfettişlerinin 657 sayılı Yasaya 418 sayılı KHK ile eklenen 1 sayılı cetvelin Genel İdare Hizmetleri sınıfı (g) fıkrasında belirtilen oranlar üzerinden bakanlık müfettişleri gibi ek gösterge ödenmez.
İsteğin Özeti : Dava, ilköğretim müfettişi olan davacının, 657 sayılı Kanuna 418 sayılı KHK ile eklenen 1 sayılı cetvelin Genel İdare Hizmetleri Sınıfı bölümünün (g) fıkrasında belirtilen oranlar üzerinden tarafına ek gösterge uygulanmamasına ilişkin işlemin iptali ile 1.1.1991 tarihinden itibaren eksik ödenen ek gösterge farklarından doğan kayıpların ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Malatya İdare Mahkemesinin 2.2.1994 günlü, E:1993/247, K.1994/67 sayılı kararıyla: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na 418 sayılı KHK ile eklenen 1 sayılı cetvelin Genel İdare Hizmetleri bölümünün (g) fıkrasında; denetim elemanlarına uygulanacak ek göstergelerin ve hangi denetim elemanlarının anılan göstergelerden yararlanacağının belirtildiği, bu düzenlemede, ilköğretim müfettişlerine yer verilmediği, bu durumda, 657 sayılı Kanuna 418 sayılı KHK'nin 3. maddesi ile eklenen, hizmet sınıfları itibariyle unvan veya aylık alınan derecelere göre ek göstergelerin belirlendiği 1 sayılı cetvelin Genel İdare Hizmetleri Sınıfının 9 fıkrasında yer alan denetim elemanlarına uygulanan ek göstergelerin, ilköğretim müfettişlerine de uygulanmasının yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil edeceği, bu nedenle davacının bu yöndeki isteminin reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği ve davacıya herhangi bir noksan ödeme yapılmadığından, parasal hak kaybının da olmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Davacı, ilköğretim müfettişlerinin, bakanlık müfettişi kapsamında mütalaa edildiğini, 318 sayılı KHK'nin geçici 1. maddesinde ilköğretim müfettişleri unvanının yer almamasına karşın anılan KHK ile tanınan bir dereceden faydalandırıldığını, bu durumda dava konusu g fıkrasındaki ek göstergelerden de yararlandırılması gerektiğini öne sürmekte ve idare mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
Savunmanın Özeti: Temyizi istenen kararın usul ve kanuna uygun olduğu, ileri sürülen nedenlerin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesine uymadığı, bu nedenle istemin reddi gerekeceği yolundadır.
Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi: İdare mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir neden de bulunmadığından anılan kararın onanması gerektiği düşünülmüştür.
Danıştay Savcısı Düşüncesi:: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp idare mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddiyle idare mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay On ikinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür, Malatya İdare Mahkemesince verilen 2.2.1994 günlü, E:1993/247, K:1994/67 sayılı karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep de bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan davacı üzerinde bırakılmasına, 25.2.1998 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
AZLIK OYU
Yapılan görevin niteliği itibariyle bakanlık müfettişi ile ilköğretim müfettişi arasında bir fark bulunmayıp her iki kamu görevlisi teftiş hizmetini sürdürmekte olduğu gibi ilköğretim müfettişlerinin hizmete alınması kariyer mesleğe alınma niteliğinde bulunduğundan yasanın tanıdığı denetim tazminatından yararlandırılması gerektiği görüşüyle davanın reddine ilişkin idare mahkemesi kararının bozulması gerekeceği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum. (Danıştay Onikinci Daire Esas No : 1995/4581 Karar No : 1998/515)
15- Davalı idarede müfettiş olarak çalışan davacının eski yıllarda sonuçlandırıp yetkili yerlere teslim ettiği soruşturma dosyalarında ulaştığı kanaat ve öneriler sebep gösterilerek ve hukuken geçerli başka bir neden olmaksızın başka bir göreve atanmak üzere görevinden alınmasının yasaya aykırı bulunduğu. (D.5.D. E.1986/1087, K.1987/605)
16- Müfettişin görevi ile bağdaşmayacak davranışları nedeniyle durumuna uygun başka göreve atanmasında hukuka aykırılık yoktur.
İstemin Özeti: İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 21.11.1991 günlü, E: 1990/811 K: 1991/1508 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.
Savunmanın Özeti: Temyizi istenen kararın usul ve kanuna uygun olduğu, bu nedenle istemin reddi gerekeceği yolundadır.
Danıştay Tetkik Hakimi: E. S.
Danıştay Savcısı: S. G.
Düşüncesi: Davacı İlköğretim Müfettişliği görevinden alınarak Kartal Rehberlik ve Araştırma Merkezi öğretmenliğine atanmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açmış, İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 21.11.1991 günlü, K: 1991/1508 sayılı kararıyla dava konusu işlem iptal edilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişlerl Kurulu Yönetmeliğinin görevden alınma başlığını taşıyan 50 nci maddesinin (b) bendinde haklarında yapılan soruşturma sonucunda "aylıktan kesme" veya maaş kesiminden daha ağır disiplin cezası alanların müfettişlik görevinden alınacağı kuralına yer verilmiştir.
Mahkemece, muhakkikçe teklif edilen iki yıl kademe ilerlemesi cezasının aylıktan kesme cezasına dönüştüğü gerekçesiyle işlem iptal edilmiş, ancak olayın müfettişlik görevine etkisi, görevden almayı gerektirip, gerektirmediği hususları üzerinde durulmamıştır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 76 ncı maddesi, kurumlara görev ve ünvan eşitliği gözetmeden memurları nakletme yetkisi verdiğinden uyuşmazliğın bu hüküm gözönüne alınarak çözümlenmesi gerekirken yalnızca özel yönetmelikten bahisle işlemin iptalinde hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle mahkeme kararının bozulması gerekeceği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
Davacı, İstanbul İlköğretim müfettişliği görevinden alınarak, Kartal Rehberlik Araştırma Merkezi rehber öğretmenliğe atanmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açmıştır.
İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 21.11.1991 günlü, E: 1990/811, K: 1991/1508 sayılı kararıyla, 657 sayılı Yasanın 76. maddesi ile idarelere memurların nakli konusunda tanınan takdir yetkisinin kesin ve mutlak olmayıp, hizmet gerekleri ve kamu yararı ile sınırlı olduğu, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Kurulu Yönetmeliğinin görevden alınma başlığını taşıyan 50. maddesinin (b) bendinde haklarında yapılan soruşturma sonucunda "aylıktan kesme" veya "maaş kesimi"nden daha ağır disiplin cezası alan müfettiş veya müfettiş yardımcılarının Bakanlıkça görevlerinden alınarak durumlarına uygun görevlerden birine atanacaklarının öngörüldüğü, davacının kendisine gerekli olan sıhhi raporun gerçeğe aykırı ve sahte olarak düzenlenmesine sebebiyet verdiği, sağladığı aslı olmayan bu belge ile kendisini sağlık raporlu gösterdiği ve böylece gerçek olmayan sağlık raporu ve yazı düzenlendiğinin subuta erdiği gerekçesiyle soruşturmacı tarafından disiplin yönünden davacıya iki yıl kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilmesinin, idari yönden de ilköğretim müfettişliği görevinin üzerinden alınmasının teklif edildiği, disiplin amiri tarafından, teklif edilen disiplin cezasının 1/8 oranında aylıktan kesme cezasına çevrilip uygulandığı, bu nedenle müfettiş veya müfettiş yardımcılığı görevinden alınma şartından davacı aleyhine olanı ortadan kalkmakla davalı idarece tesis edilen işlemde yukarıda belrtilen kanun ve yönetmelik hükümlerine uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptat edilmiştir.
Davalı idare, dava konusu işlemin davacının geçirdiği soruşturma sonucunda sabit görülen fiillerinden dolayı, idari yönden getirilen teklif esas alınarak tesis edildiğini, eğitim öğretim kurumlarının denetiminden sorumlu bir müfettişin anılan eylem ve işlemlerinin hizmet içinde duyulması gereken itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte olduğu ve bu sebeple davacının ilköğretim müfettişliği görevinin üzerinden alınması işleminin mevzuata uygun olduğunu ileri sürmekte ve idare mahkemesi kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
Dosyanın ve 08.09.1989 günlü, 410/30 sayılı soruşturma raporunun incelenmesinden; soruşturma sonucu kim tarafından düzenlendiği kesin olarak saptanmayan İstanbul Koşuyolu Kalp ve Araştırma Hastanesinin 13.04.1988 günlü, 3657 sayılı yazısı ile 10.03.1988 günlü, Protokol 2156 sayılı raporunun sahte olduğu, bu yazı ve raporun hastane kaydının bulunmadığı, rapordaki protokol numarasının başka bir hastaya ait olduğu, söz konusu sahte yazı ve raporu kullanan davacı hakkında soruşturma açıldığı ve soruşturma sırasında verdiği ifadede davacının sahte yazı ve raporu düzenleyen kişi ve bu yazı ve raporun düzenleniş şekli konusunda çelişkili beyanlarda bulunduğu, davacının bu eylemden ötürü Kocaeli İl Yönetim Kurulunca Türk Ceza Kanununun 342. ve 343. maddeleri uyarınca lüzumu muhakemesine karar verilip, Danıştay İkinci Dairesince bu kararın uygulama maddesinin Türk Ceza Kanununun 240. maddesi olarak düzeltilmek suretiyle onandığı ve bunun üzerine Kocaeli 2. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanan davacının delil yetersizliğinden beraat ettiği anlaşılmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Kurulu Yönetmeliğinin "Görevden Alınma" başlıklı 50. maddesinde belirtilen hallerde, ilköğretim müfettişlerini görevlerinden alarak durumlarına uygun görevlerden birine atamak konusunda idareye tanınan yetki bağlı yetki niteliğinde olup, ilköğretim müfettişlerinin zorunlu olarak görevlerinden alınmaları konusundaki bu yetkinin ancak maddede belirtilen koşulların gerçekleşmesi ile sınırlı olarak kullanılabileceği açık ise de bu maddenin kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek memurların kurumlarınca görevlerinin ve görev yerlerinin değiştirilmesi konusundaki genel takdir yetkisini ortadan kaldırmasının düşünülemeyeceği şüphesizdir.
Belirtilen duruma göre, yürüttüğü müfettişlik görevi ile bağdaşmayacak ve kendisine duyulan itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikteki davranışları soruşturma raporu ile saptanan davacının, eyleminin niteliği ile görevinin önem ve özelliği gözetilerek ilköğretim müfettişliğinden alınıp durumuna uygun başka bir göreve atanmasında hukuka aykırılık bulunmadığından, bu işlemin iptaline ilişkin idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 21.11.1991 günlü, E: 1990/811, K: 1991/1508 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1/b fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Yasayla değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine 12.11.1992 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (D.5.D., E. 1992/2137 K. 1992/3029)
17- Düzenleyici işlem, müfettişliğe atananlar arasındaki kıdemin objektif bir kıstas ile belirlenmesini amaçladığından hukuka uygundur. kıdem sıralaması aleyhine bozulan davacının, objektif ölçütlere göre belirlenen kıdem sırası değiştikten sonra, kıdem eşitliğinin devam etmediği gözetilmeden, kıdem sırasının hatalı belirlenmesi hukuka aykırıdır.
Davanın Özeti: Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığında Başmüfettiş olarak görev yapan davacı, ... ve ... isimli Başmüfettişlerin kendisinden daha kıdemli sayılması sonucunu doğuracak biçimde Haziran 1992 tarihinde yapılan kıdem sıralamasının ve sıralamanın bu şekilde yapılmasına gerekçe gösterilen Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünün 28. maddesinin 1. fıkrası hükmünün iptalini istemektedir.
Savunmanın Özeti: ... ve ... isimli kişilerin davacıyla aynı dönemde müfettiş yardımcılığına atandıkları, davacıyla birlikte girdikleri yeterlik sınavında başarısız olmalarına karşılık idari yargı kararı üzerine girdikleri yeterlik sınavında başarılı oldukları, daha sonra müfettişliğe ve başmüfettişliğe atandıkları, Teftiş Kurulu Tüzüğünün 28/1. maddesi gereğince bu kişilerin yeterlik sınavı notlarının davacıdan daha yüksek olması hususu gözetilerek davacıdan kıdemli sayıldıkları, aynı dönemde müfettiş olanların kıdem sıralamasında yeterlik sınavı başarısının, farklı dönemlerde müfettiş olanların kıdeminin belirlenmesinde ise yeterlik sınav tarihinin esas alınması gerektiği, adı geçen kişilerin müfettişlik döneminin belirlenmesinde ise yeterlik sınavı tarihinin esas alınması durumunda bu kişilerin kendilerinden sonra müfettiş yardımcılığına atananlara göre dahi kıdemsiz sayılacakları, bunun ise hakkaniyete aykırı olacağı, bu nedenle anılan kişilerin davacının dahil olduğu dönem içinde mütalaa edilmeleri gerektiği sonucuna ulaşıldığı, yine müfettişlik yeterlik sınavı için makamdan alınan olur`un kapsadığı müfettiş yardımcılarının aynı dönem olarak kabul edilmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olacağı, Tüzüğün 28/1. maddesi yürürlükte iken başmüfettişliğe önce atananın sonra atanandan kıdemli olduğunun iddia edilemeyeceği, aksi taktirde, yeterlik sınav notunun daha düşük olmasına karşılık sınav notu daha yüksek olandan önce başmüfettişliğe atananın, diğerinin başmüfettiş olması durumunda ona göre daha kıdemli olacağı, bu halde ise yeterlik sınav notunu esas alan 28. madde hükmünün uygulanamaz duruma düşeceği ve getirilmesindeki amacın ortadan kalkacağı, Teftiş Kurulu Tüzüğünün 2. maddesine göre, başmüfettişlerin de müfettiş tanımı içinde yer aldığı, dolayısıyla yeterlik sınav notunun sadece müfettişler arasındaki kıdemi belirleyebileceği yolundaki davacı iddialarının yersiz olduğu, iptal kararlarının sonucu gereği adı geçen kişilerin yeterlik sınavında başarısız sayılmalarına ilişkin işlemin yok sayılarak bu kişilere iptal edilen idari işlemden önceki hukuki statülerinin iade edilmesinin zorunlu olduğu bu nedenlerle davanın reddi gerektiği yolundadır.
Danıştay Tetkik Hakimi H.G.`nin Düşüncesi: Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığında Başmüfettiş olarak görev yapan davacı, ... ve ... isimli başmüfettişlerin kendisinden kıdemli sayılması yolunda haziran 1992 tarihinde yapılan kıdem sıralamasının ve dayanağı olan Teftiş Kurulu Tüzüğünün 28/1. maddesinin iptali istemiyle dava açmıştır.
Sözü edilen madde "Müfettişliğe atananların kıdemleri, yeterlik sınavındaki başarı derecelerine göre saptanır." hükmünü taşımakta olup, bu maddeyle aynı dönemde müfettişliğe atananların kıdemlerinin yeterlik sınav notu gibi objektif bir ölçüye göre belirlenmesi amaçlandığından hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Buna karşılık dava konusu kıdem sıralamasının hukuka uygun olarak yapılmadığı dosyada yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenle, Teftiş Kurulu Tüzüğünün 28/1. maddesinin iptali istemine yönelik davanın reddi Haziran 1992 tarihinde yapılan kıdem sıralamasının ise iptali gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı G.E.`nin Düşüncesi: Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığında Başmüfettiş olarak görevli bulunan davacı, 05.04.1991 günlü ve 20836 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünün 28. maddesinin birinci fıkrasında yer alan, müfettişliğe atananların kıdemlerinin yeterlik sınavındaki başarı derecelerine göre saptanacağı yolundaki hükmün ve Teftiş Kurulu Başkanlığınca 19.06.1992 tarihinde yapılan kıdem düzenlemesinin iptalini istemektedir.
Dosyanın incelenmesinden, 1984 yılında müfettiş yardımcılığına atanan davacının 06.07.1987 ve 13.07.1987 tarihlerinde yazılı ve yapılan yeterlik sınavlarında başarı göstererek 19.09.1987 tarihinde müfettişliğe, 27.10.1990 tarihinde ise başmüfettişliğe atandığı, aynı yeterlik sınavında başarı gösteremeyen ancak yargı kararı üzerine yapılan yazılı ve sözlü sınavda başarılı olan ...`nın 28.08.1989 tarihinde, ...`nın ise 08.03.1991 tarihinde müfettişliğe, her iki şahsın 18.06.1992 tarihinde başmüfettişliğe atandıkları, teftiş kurulunca yapılan ve dava konusu edilen kıdem sıralamasıyla, Teftiş Kurulu Tüzüğünün 28. maddesinin 1. fıkrası hükmü uyarınca yeterlik sınavındaki başarı durumu gözetilerek adı geçen şahısların davacıdan daha kıdemli sayıldıkları anlaşılmış bulunmaktadır.
Aynı tarihte yeterlik sınavına girerek müfettişliğe atanan kişiler arasındaki kıdem sırasının yeterlik sınavındaki başarı derecesi dışında başka bir kıstasla belirlemesine olanak bulunmadığından bu amaçla tüzüğün 28. maddesinin birinci fıkrası hükmüyle yapılan düzenlemede hakkaniyete aykırılık görülmemiştir.
Davanın kıdem sıralaması işlemine ilişkin kısmına gelince; kıdem sıralamasında davacıdan daha kıdemli sayılan iki şahsın idare mahkemesi kararı üzerine tekrar sınava alınmış olmaları nedeniyle, iptal kararlarının dava konusu işlemleri tesis edildikleri tarihten itibaren ortadan kaldıracakları yolundaki ilke karşısında, davacıyla aynı sınava girdiklerinin kabulü gerekmektedir.
Davalı idare, tüzüğün 2. maddesi hükmü uyarınca müfettiş deyiminin başmüfettişleri de kapsaması nedeniyle 28. madde hükmünün başmüfettişlere de uygulanacağını ileri sürmekte ise de, bu maddenin müfettiş kıdeminin saptanmasına ilişkin olması karşısında, başmüfettişliğe yükseltilmede kıdem mesleki yetenek ve başarının gözönüne alınacağı yolundaki 29. maddede söz edilen kıdemin saptanmasında uygulanırlığı bulunmaktadır.
Başka bir anlatımla, sözü edilen 28. madde başmüfettişliğe yükselme sırasında aynı tarihte sınava girerek müfettişliğe atanan şahıslar arasında yapılacak kıdem sıralamasının saptanması bakımından uygulanması gereken bir maddedir.
Bu durum karşısında, başmüfettişliğe yükseltilerek atanan şahıslar arasındaki kıdem sıralamasında başmüfettişliğe atanma tarihinin esas alınması gerektiğinden dava konusu kıdem sıralaması işleminde yeterlik sınav notunun esas alınmasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenle, davanın tüzük iptaline ilişkin kısmının reddi, davanın kıdem sıralaması işlemin iptali istemine ilişkin kısmının kabulü ile işlemin iptali gerekeceği düşünülmektedir.
Türk Milleti Adına hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü: Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığında Başmüfettiş olarak görev yapan davacı, ... ve ... isimli Başmüfettişlerin kendisinden daha kıdemli sayılması sonucunu doğuracak biçimde Haziran 1992 taihinde yapılan kıdem sıralamasının ve sıralamanın bu şekilde yapılmasına gerekçe gösterilen Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünün 28. maddesinin 1. fıkrası hükmünün iptali istemiyle dava açmıştır.
Davacı, yeterlik sınav notunun kıdem sıralamasında ölçüt olarak kullanılabilmesinin ancak aynı sınava girerek aynı tarihte müfettişliğe atananlar bakımından geçerli olabileceğini, olayda ise kendisinden kıdemli sayılan 2 başmüfettişten birinin 2, diğerinin ise 3.5 yıl sonra yeterlik sınavına girerek müfettişliğe atandıklarını, bu kişilerin müfettişliğe dönmelerine olanak sağlayan idari yargı kararlarının başarısız oldukları yeterlik sınavını, başarılı oldukları şeklinde değiştirmediğini, yeniden sınava girme olanağı sağladığını, kendisinin başmüfettişliğe atandığı 27.11.1990 tarihinde iki kişiden birinin müfettiş, diğerinin ise müfettiş yardımcısı olduğunu, bu olayların geçtiği sırada yürürlükte bulunan Teftiş Kurulu Tüzük ve Yönetmeliğinde kıdem sıralamasının yeterlik sınavı notuna göre belirleneceği yolunda bir hüküm bulunmadığını, kıdem sıralamasının ölçütü hakkında yerleşmiş bir uygulamanın da yer almadığını, 1987 ve 1988 yıllarında kıdem sıralamasının hizmet süresine göre yapıldığını, başmüfettişliğe atanmanın değişik koşulları bulunduğunu, önce atananın sonra atanandan kıdemli olması gerektiğini, kıdem sıralamasının düzeltilmesi yolundaki başvurusunun 1991 yılında yürürlüğe giren Teftiş Kurulu Tüzüğünün 28. maddesi gerekçe gösterilerek reddedilmesine rağmen, bu tüzüğün yeterlik sınavının yapıldığı, söz konusu iki kişinin yargı kararı ile müfettişliğe döndükleri ve kendisinin başmüfettişliğe atandığı tarihte yürürlükte olmadığını, kaldı ki bu maddenin müfettişlerin kıdemine ilişkin hüküm taşıdığını, başmüfettişliğe yükselmenin 29. maddede düzenlendiğini, başmüfettişliğin müfettişliğe göre ayrı bir makam ve ünvan olduğunu, atama koşullarının farklı belirlendiğini, tüzüğün 28. maddesinin 1. fıkrasının başmüfettişler için uygulanmasının 657 sayılı Kanunun temel ilkelerine aykırı olduğunu öne sürmektedir.
İmar ve İskan Bakanlığının 24.09.1983 tarihinde açmış olduğu sınavı kazanmaları üzerine aralarında davacının da bulunduğu 13 kişinin müfettiş yardımcısı olarak göreve başladığı, 06.07.1987 tarihinde yazılısı, 13.07.1987 tarihinde de sözlüsü yapılan müfettişlik yeterlik sınavını davacının dahil olduğu 6 kişinin kazandığı, geri kalan 7 kişiden beşinin yazılı, ikisinin de sözlü sınavda başarısız oldukları, sınavı kazanan davacı ile diğerlerinin 15.09.1987 tarihinde müfettişliğe atandıkları, dava konusu kıdem sıralamasına göre davacıdan daha kıdemli sayılan ...`nın yazılı sınavda, ...`nın da sözlü sınavda başarısız olmalarına rağmen idari yargı kararı üzerine yeniden girdikleri sınavda başarılı oldukları, ...`nın 28.08.1989 tarihinde, diğerinin de 08.03.1991 tarihinde müfettişliğe atamalarının yapıldığı, bu arada 23.10.1990 günlü, 90/37335 sayılı müşterek kararname ile davacının başmüfettişliğe atandığı, söz konusu müfettişlerin de 18.06.1992 tarihinde başmüfettiş olmaları üzerine davalı idarece kıdem sıralamasının yeniden yapıldığı, bu sıralamada adı geçen müfettişlerin yeniden girdikleri yeterlik sınavında aldıkları notun davacının aldığı nottan daha yüksek olduğu gerekçesiyle davacının 34. sırada sözü edilen kişilerin de 33. ve 32. sırada yer aldığı, bakılan davada davacının ... ve ... isimli başmüfettişlerin kendisinden kıdemli sayılmamaları gerektiği iddiasıyla Haziran 1992 tarihinde yapılan kıdem sıralamasının ve sözü edilen tüzük hükmünün iptalini istediği dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden anlaşılmıştır.
05.04.1991 günlü, 20836 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünün 28. maddesinin iptali istenilen 1. fıkrasında "Müfettişliğe atananların kıdemleri, yeterlik sınavındaki başarı derecelerine göre saptanır." hükmü yer almış olup, bu fıkrayla aynı dönemde yeterlik sınavına girerek müfettişliğe atananlar arasındaki kıdemin yeterlik sınavındaki başarı derecesi gibi objektif bir kıstasla belirlenmesi amaçlandığından, anılan maddede hukuka aykırı bir yön görülmemiştir.
Davanın Haziran 1992 tarihinde yapılan kıdem sıralamasının iptali istemine ilişkin kısmına gelince;
... ve ... isimli başmüfettişlerin davacıyla birlikte girdikleri müfettişlik yeterlik sınavında başarısız sayılmaları yolundaki işlemler idari yargı kararıyla iptal edildiğine ve bu kişiler idari yargı kararı sonucu girdikleri yeterlik sınavında başarılı olduklarına göre ve iptal kararlarının geriye yürür şekilde dava konusu işlemi ortadan kaldırdıkları yolundaki idare hukuku ilkesi de gözetildiğinde bu kişilerin davacıyla aynı sınava girdiklerinin kabulü gerekmektedir. Bu durumda davacıyla bu kişilerin müfettiş olarak görev yaptıkları sırada düzenlenecek bir kıdem sıralamasında adı geçen kişilerin davacıdan daha kıdemli sayılmaları mümkündür. Ancak bakılan uyuşmazlık davacıyla söz konusu kişiler arasındaki başmüfettişlik kıdem sıralamasına ilişkin bulunduğu gibi, bu kişilerden sadece ... ( 28.08.1989 tarihinde müfettişliğe atanmıştır ) ile davacı belli bir dönem müfettiş olarak aynı anda görev yapmış olup, davacının başmüfettişliğe atandığı 23.10.1990 tarihinde henüz ...`nın müfettişliğe atamasının dahi yapılmadığı anlaşılmıştır.
Davalı idarede teftiş kurulu tüzüğü ve yönetmeliği ile yapılan düzenlemeler incelendiğinde, teftiş hizmetlerinin diğer idari hizmetlerden ayrı olarak ele alındığı ve bu hizmetlerden ayrı bir kariyer olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Kariyer bir meslekte ise kıdemin, açıkca düzenleme bulunmadığı hallerde, hizmet süresi gibi objektif bir ölçüye göre belirlenmesi hakkaniyet ve adalete uygun olacaktır. Esasen, kıdemin kariyer bir meslekte hizmet açısından eskiliği ifade ettiği de tartışmasızdır.
Yukarıda hükmü açıklanmış olan 28. maddenin amacı, aynı yeterlik sınavına girerek aynı tarihte müfettişliğe başlayan eşitler arasında objektif bir ölçüyü esas alarak kıdemi belirlemektir. Bu madde hükmünün müfettişlik hizmetinin tüm derecelerinde uygulanabilmesi ancak kıdemlerdeki eşitlik devam ettiği sürece olanaklı olup, eşitliğin herhangi bir nedenle bozulması halinde artık uygulanmayacağı açıktır. Aynı yeterlik sınavına girerek müfettişliğe atanmış olsalar dahi tüzüğün 29. maddesindeki koşullara uygun olarak başmüfettişliğe daha önce atananın başmüfettişlikte daha kıdemli olacağını kabul etmek gerekir.
Her ne kadar davalı idarece, tüzüğün 2. maddesi gereğince müfettiş deyiminin başmüfettişleri de kapsadığı, bu nedenle başmüfettişler arasındaki kıdemin de müfettişliğe atananlar arasındaki kıdem belirlenirken ölçü alınan yeterlik sınavındaki başarı derecesine göre saptanması gerektiği öne sürülmekte ise de, bu uygulamanın kıdemde eşitliğin devamı ile sınırlı olacağı yukarıda yapılan yorumun doğal sonucudur.
Bu durumda, davacının 23.10.1990 günlü, 90/37335 sayılı müşterek kararname ile başmüfettişliğe atanmasına karşılılık, 18.06.1992 tarihinde Başmüfettişliğe atanan ... ve ... isimli başmüfettişlerin yeterlik sınav notlarının daha yüksek olduğundan bahisle davacıdan kıdemli sayılmaları hukuken mümkün olmadığından, dava konusu, kıdem sıralamasında ve davalı idarenin bu hususa ilişkin iddialarında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın 05.04.1991 günlü, 20836 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünün 28. maddesinin 1. fıkrasının iptali istemine yönelik kısmının REDDİNE, Haziran 1992 tarihinde yapılan kıdem sıralamasının ise iptaline, 15.11.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(DANIŞTAY 5. DAİRE E. 1992/3673 K. 1995/3551)
18- İlköğretim müfettişleri ile Bakanlık adına teftiş yapan müfettişlerin atanmaları görev ve yetkileri birbirinden tamamen farklı nitelikte olup; bu durum nedeniyle ilköğretim müfettişlerinin gördükleri iş itibariyle bakanlık müfettişlerine eşdeğer sayılmasına ve 318 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesi yardımıyla 657 sayılı Yasanın 36 ncı maddesinin A/11. fıkrasından yararlandırılmalarına hukuken olanak bulunmamaktadır.
İstemin Özeti: İlköğretim müfettişi olan davacının, 318 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesi ile 657 sayılı Yasanın 36 ncı maddesi uyarınca bir derece verilmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davada, Adana 1. İdare Mahkemesince verilen ve Danıştay Beşinci Dairesinin 12.05.1992 günlü, E: 1992/17, K: 1992/1397 sayılı bozma kararına uyulmayarak, Mahkemenin iptal kararında ısrarına ilişkin bulunan 22.10.1992 günlü, E: 1992/756, K: 1992/699 sayılı kararı, davalı idare temyiz etmekte ve kararın bozulmasını istemektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi E.S.`nin Düşüncesi: Adana 1. İdare Mahkemesinin temyize konu ısrar kararının, Danıştay Beşinci Dairesinin 12.05.1992 günlü, E: 1992/17, K: 1992/1397 sayılı bozma kararındaki gerekçeler doğrultusunda bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı S.G.`nin Düşüncesi: İlköğretim Müfettişi olan davacının, 318 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu`nun 36 ncı maddesi uyarınca kendisine bir derece verilmesi yolundaki istemin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Adana İdare Mahkemesince işlemin iptali yolunda verilen kararın Danıştay Beşinci Dairesince temyizen incelenerek bozulması üzerine aynı İdare Mahkemesince ilk kararında ısrar yolunda verilen kararın davalı idarece temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
657 sayılı Yasanın 36 ncı maddesinin ortak hükümler başlığını taşıyan bölümünün A/11... fıkrasının kapsamına aldığı memurları tek tek belirtmek suretiyle sınırlayıcı bir düzenleme getirmesi vurgulanması gereken bir özelliktir. İlköğretim Müfettişliği ünvanı fıkrada sayılanlar arasında yer almadığı ve fıkra yorum yoluyla kapsamının genişletilmesine elverişli bir içerik taşımadığı cihetle İlköğretim Müfettişlerinin gördükleri işin niteliği itibariyle Bakanlık müfettişlerine benzediğinden hareketle adı geçenlerin de fıkra kapsamında sayılmalarına hukuken olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle mahkeme kararının bozulması gerekeceği düşünülmüştür.
Türk Milleti Adına Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü: İlköğretim Müfettişi olan davacının, 318 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesi ile 657 sayılı Yasanın 36 ncı maddesi uyarınca bir derece verilmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı dava sonucunda Adana 1. İdare Mahkemesinin 05.11.1991 günlü, E: 1991/408, K: 1991/1154 sayılı kararıyla dava konusu işlem iptal edilmiştir.
Bu karar temyiz incelemesi aşamasında Danıştay Beşinci Dairesinin 12.05.1992 günlü, E: 1992/17, K: 1992/1397 sayılı kararıyla bozulmuş ise de; Adana 1. İdare Mahkemesi bozma kararına uymayarak, dava konusu işlemin iptaline dair ilk kararında ısrar etmiştir.
Davalı idare bu kez, Adana 1.İdare Mahkemesinin 22.10.1992 günlü, E: 1992/756, K: 1992/699 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu`nun, bu Kanuna tabi kurumlarda çalıştırılan memurların sınıflarını belirleyen 36 ncı maddesinin Ortak Hükümler Bölümünün ( A ) bendi, sınıfları öğrenim durumlarına göre giriş ve yükselinebilecek derece ve kademelerini göstermekte, bendin daha sonraki kısmında ise çeşitli sınıflara alınan memurlara, gördükleri öğrenimin niteliği, süresi ve ünvanlarına bağlı olarak ( A ) bendinin ilk fıkrasında gösterilenlerin üstünde giriş derece ve kademesi uygulanacağı, 12 fıkra halinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
Sözü geçen bendin 27.06.1989 günlü, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 11 inci fıkrası "Mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle alınan Başbakanlık, Bakanlık ve bağımsız genel müdürlükler müfettiş yardımcıları ile bağlı müfettiş yardımcıları, Başbakanlık uzman yardımcıları, Devlet Planlama Teşkilatı Uzman Yardımcıları, Devlet Personel Başkanlığı Devlet Personel Uzman Yardımcıları, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Uzman Yardımcıları, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı Bankalar Yeminli Murakıpları, Hazine Kontrolörleri, Maiyet Memurları, Dışişleri Bakanlığı Meslek Memurları, Maliye ve Gümrük Bakanlığı Hesap Uzman Yardımcıları, Bakanlıklar Merkez Kuruluşu stajyer kontrolörleri, Devlet Bütçe Uzman Yardımcıları, bakanlık ve bağlı kuruluşların A.T. Uzman Yardımcıları, Hazine ve Dış Ticaret Uzman Yardımcıları ile İçişleri Bakanlığı Planlama Uzman Yardımcılarının özel yeterlilik sınavı yönetmeliklerine göre yapılacak yeterlilik sınavlarında başarı göstererek müfettişliğe, Kaymakamlığa, Başbakanlık Uzmanlığına, Devlet Planlama Uzmanlığına, Devlet Personel Uzmanlığına, Bankalar Yeminli Murakıplığına, Hesap Uzmanlığına, Kontrolörlüğe, Devlet Bütçe Uzmanlığına, Bakanlık ve bağlı kuruluşların A.T. Uzmanlığına, Hazine ve Dış Ticaret Uzmanlığına, İçişleri Bakanlığı Planlama Uzmanlığına, Dışişleri Meslek Memurluğunda ise Dışişleri Bakanlığına sınavla girilmesi şart koşulan bir dereceye atanmaları sırasında ve bir defaya mahsus olmak üzere haklarında ayrıca bir derece yükselmesi uygulanır." hükmünü taşımakta, 31.03.1988 günlü, 19771 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 318 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesinde de "657 sayılı Devlet Memurları Kanunu`nun 36 ncı maddesinin Ortak Hükümler Bölümünün ( A ) bendinin 11 inci fıkrasında sayılan ünvanları söz konusu fıkrada belirtilen şartlarla kazanmamış olmakla birlikte ilgili kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine dayanarak almış bulunanlardan bir derece yükseltilmesinden yararlanmamış olanlar hakkında bir defaya mahsus olmak üzere söz konusu ünvanları fıkrada gösterilen şekilde almış oldukları kabul edilmek suretiyle işlem yapılır." hükmü yer almaktadır.
Danıştay Beşinci Dairesince, temyiz incelemesi aşamasında Adana 1. İdare Mahkemesinin, İlköğretim Müfettişlerinin bakanlık adına eğitim ve öğretim hizmetlerinin kanun ve mevzuat hükümlerine göre yürütülüp yürütülmediğini denetleyen kimseler olduğu, bu kimselerin 657 sayılı Yasanın 36/A-11 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden İlköğretim Müfettişliğine atanan davacıya bir derece verilmesi gerekirken aksine tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline ilişkin bulunan 05.11.1991 günlü E: 1991/408, K: 1991/1154 sayılı kararı; 657 sayılı Yasanın 36 ncı maddesinin sözü edilen 11 inci fıkrasının kapsamına aldığı memurları, tek tek belirtmek suretiyle sınırlayıcı bir düzenleme getirdiği, ilköğretim müfettişliği ünvanının fıkrada sayılanlar arasında yer almadığı ve fıkranın yorum yoluyla kapsamının genişletilmesine elverişli bir içerik taşımadığından ilköğretim müfettişlerinin, gördükleri işin niteliği itibariyle Bakanlık müfettişlerine benzediğinden hareketle fıkra kapsamında sayılmalarına hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Adana 1. idare Mahkemesince bozma kararına uyulmayarak; 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 2 nci maddesi, 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu`nun 23 üncü maddesi, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Kurul Yönetmeliğinin 14 ve devamı maddeleri ile, Hizmet İçi Eğitim Yolu ile İlköğretim Müfettişi Yetişirilmesi Hakkındaki Yönetmeliğin birlikte değerlendirilmesinden, ilköğretim müfettişlerinin bakanlık adına eğitim ve öğretim hizmetlerinin kanun ve mevzuat hükümlerine göre yürütülüp yürütülmediğini denetleyen kimseler olduğu, davacının da belirli bir sınav sonucunda başarılı olduğu için bu göreve atandığı ve kendisine de 657 sayılı Yasanın 36/A-11 kapsamında değerlendirilerek bir derece verilmesi gerektiği, nitekim Danıştay Birinci Dairesinin E: 1983/277, K: 1983/298 sayılı istişari kararında İlköğretim müfettişlerinin bakanlık müfettişi kapsamında olduğu yolunda karar verildiği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline dair ilk kararda ısrar edilmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu`nun 36 ncı maddesinin Ortak Hükümler Bölümünün ( A ) bendinin 11 inci fıkrasının kapsamına aldığı memurları tek tek belirtmek suretiyle sınırlayıcı bir düzenleme getirmiş olması vurgulanması gereken bir özelliktir. ilköğretim müfettişliği ünvanı fıkrada sayılanlar arasında yer almadığı ve fıkra yorum yoluyla kapsamının genişletilmesine de elverişli bir içerik taşımadığından ilköğretim müfettişlerinin, gördükleri işin niteliği itibariyle Bakanlık müfettişlerine benzediğinden hareketle fıkra kapsamında sayılmalarına hukuken olanak bulunmamaktadır.
Ayrıca, davacının ilköğretim müfettişi olarak göreve başladığı 24.12.1990 tarihinde yürürlükte bulunan İlköğretim Müfettişliği Yönetmeliğinde ve 27.10.1990 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Kurulu Yönetmeliği ile ilköğretim müfettişlerine eğitim ve öğretim kurumlarının il düzeyinde teftiş ve denetleme yetkisinin verilmiş olmasına karşılık, 30.09.1967 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Milli eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 18. maddesinde yer alan hükümle bakanlık müfettişleri ülke düzeyinde olmak üzere teftiş ve denetimle yetkili ve görevli kılınmışlardır.
Bu hükümlerin karşılaştırılmasından da anlaşılacağı üzere, ilköğretim müfettişleri ile Bakanlık adına teftiş yapan müfettişlerin atanmaları görev ve yetkileri birbirinden tamamen farklı nitelikte olup; bu durum nedeniyle ilköğretim müfettişlerinin gördükleri iş itibariyle bakanlık müfettişlerine eşdeğer sayılmasına ve 318 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 1 inci maddesi yardımıyla 657 sayılı Yasanın 36 ncı maddesinin A/11. fıkrasından yararlandırılmalarına hukuken olanak bulunmamaktadır.
Öte yandan; Danıştay Birinci Dairesinin 29.11.1983 günlü, E: 1983/277, K: 1983/298 sayılı kararı 657 sayılı Yasanın 1897 sayılı Yasayla değişik 36 ncı maddesinin ortak hükümler bölümünün A/6-a fıkrası gereğince iki kademe ilerlemesi verilen lise ve dengi okul mezunu ilköğretim müfettişlerine ayrıca bir derece yükselmesi verilemeyeceği yönünde iştişari bir karar olup, anılan kararla ilk öğretim müfettişlerinin bakanlık müfettişleri kapsamında olduğu yolunda bir karar verildiği iddiası yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Adana 1. İdare Mahkemesinin 22.10.1992 günlü, E: 1992/756, K: 1992/699 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın Adana 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine, 27.10.1994 günü oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Adana 1. idare Mahkemesinin 22.10.1992 günlü, E: 1992/765, K: 1992/699 sayılı kararının hukuk ve usule uygun bulunduğu anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ve kararın onanması oyuyla bozulmasına ilişkin karara karşıyız. (İDARİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU E. 1993/112 K. 1994/599)
19- 01.01.1962 doğumlu olan davacının yerleşik Yargıtay İçtihatları ile de kabul edildiği gibi, 30 yaşını doldurduğu tarih 31 yaşından gün almaya başladığı tarih olup, bu tarihin 02.01.1992 tarihi olduğunda kuşkuya yer olmadığı, bu durumda Tekel Genel Müdürlüğünce 1992 yılında açılan müfettiş yardımcılığı sınavının açıldığı yılın ocak ayı başında 30 yaşını doldurmamış bulunduğu anlaşılan davacının atamasının "sınavın açıldığı yılın Ocak ayı başında ( 30 ) yaşını doldurmamış bulunmak" şartını taşımadığı gerekçesiyle iptalinde hukuka uyarlık yoktur.
İstemin Özeti: Danıştay Beşinci Dairesince verilen 13.04.1994 günlü, E: 1993/5489, K: 1994/2077 sayılı kararın iptale ilişkin kısmını davalı idare temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi N.T.`nin Düşüncesi: Temyiz edilen Danıştay Beşinci Daire kararında usul ve hukuka aykırılık görülmediğinden daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı S.E.`nin Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.
Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddiyle daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
Türk Milleti Adına hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü: Davacının, müfettiş yardımcılığı görevine atanmasına ilişkin işlemin iptali ile bu işleme dayanak olarak gösterilen Tekel Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 24 üncü maddesinin ( b ) bendinin iptali ve yeniden atama yapılmasına kadar geçecek süre içinde yoksun kaldığı aylık gelirlerinin yasal faizi ile birlikte tazmini ve özlük haklarının verilmesi istemiyle açtığı dava sonucunda, Danıştay Beşinci Dairesince verilen, davanın yönetmelik hükmüne yönelik kısmının reddine, davacının müfettiş yardımcılığına atanmasının iptaline dair işlemin ise iptaline ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı aylık ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya verilmesine ilişkin 13.04.1994 günlü, E. 1993/5489, K: 1994/2077 sayılı kararın, iptale ilişkin kısmını davalı idare temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Devlet memurluğuna alınacaklarda aranılacak genel ve özel şartları belirleyen 48. maddesinin ( B ) bendinin 2. fıkrasında, devlet memurluğuna alınacakların kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranacak şartları taşımaları gerektiğinin belirtildiği, olay tarihinde yürürlükte bulunan TEKEL Teftiş Kurulu Başkanlığı Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin Anayasanın 124. maddesi uyarınca çıkarılan 3011 sayılı Yasanın 1/b maddesi uyarınca Resmi Gazete`de yayımlanması gerekmekte ise de, 27.09.1993 günlü, 21711 sayılı Resmi Gazete`de yayımlanan Tekel Teftiş Kurulu Yönetmeliğinin 20/b maddesinde de aynı hükmün yer alması ve yukarıda anılan yasa hükmüyle hizmetin gerektirdiği özel şartların belirlenmesi konusunda kurumlara yetki verilmesi karşısında söz konusu düzenlemede yasaya aykırılık görülmediği, davanın işlemin iptali ve parasal ve özlük haklarının verilmesi istemine ilişkin kısmına gelince; 01.01.1962 doğumlu olan davacının yerleşik Yargıtay İçtihatları ile de kabul edildiği gibi, 30 yaşını doldurduğu tarih 31 yaşından gün almaya başladığı tarih olup, bu tarihin 02.01.1992 tarihi olduğunda kuşkuya yer olmadığı, bu durumda Tekel Genel Müdürlüğünce 1992 yılında açılan müfettiş yardımcılığı sınavının açıldığı yılın ocak ayı başında 30 yaşını doldurmamış bulunduğu anlaşılan davacının atamasının "sınavın açıldığı yılın Ocak ayı başında ( 30 ) yaşını doldurmamış bulunmak" şartını taşımadığı gerekçesiyle iptalinde hukuka uyarlık bulunmadığı, öte yandan hukuka aykırılığı yukarıda açıklanan bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı aylık ve özlük haklarının davacıya verilmesi Anayasal ve yasal bir zorunluluk olduğu gerekçesiyle davanın yönetmelik hükmünün iptaline ilişkin kısmının reddine, davacının müfettiş yardımcılığına atanmasının iptaline dair işlemin ise iptaline, bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı aylık ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya verilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve dilekçede ileri sürülen temyiz sebeplerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddine, Danıştay Beşinci Dairesinin 13.04.1994 günlü, E: 1993/5489, K: 1994/2077 sayılı kararının ONANMASINA, 16.05.1996 günü oybirliği ile karar verildi. İDARİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU E. 1994/772 K. 1996/267)
20- Konusu itibariyle birden fazla kamu kurum ve kuruluşunu ilgilendiren soruşturmalarda soruşturmayı başlatan bakanlık ilgili diğer bakanlıklardan da müfettiş isteyerek; başbakanlığa da bilgi vermelidir.
Sağlık Bakanlığı`ndan ... gün ve ... 000006/1735 sayılı yazı ile Danıştay İkinci Dairesince birinci aşamada karar verilmek üzere gönderilen soruşturma dosyası incelenerek gereği görüşüldü: Soruşturma dosyasının incelenmesinden; İstanbul Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü`nce 1991 yılında 82.320.000 TL. tahmini bedelle yüklenici ... Giyim San. ve Tic. A.Ş.`ne ihale edilen genel müdürlük merkez ve taşra ünitelerinde görevli personele verilmek üzere 686 çift ayakkabı satın alınması işinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu`na aykırı olarak ihale edilmesi ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı müfettişlerince yapılan soruşturma sonucu düzenlenen fezlekede soruşturma emrinde ismi geçmeyen ancak suça katılan ... hakkında ilgili olduğu bakanlığa suç duyurusunda bulunulması hususunun belirtildiği anlaşılmaktadır.
Birden Fazla Kamu Kurum ve Kuruluşlarını İlgilendiren Soruşturmalarda Görevlendirilecek Müfettişlerin Görevlendirme Biçimine İlişkin Yönetmeliğin 3. maddesinde; konusu itibariyle birden fazla kamu kurum ve kuruluşunu İlgilendiren soruşturmalarda soruşturmayı başlatan bakanlığın ilgili diğer bakanlıklardan da müfettiş isteyeceği ve Başbakanlığa bilgi vereceği hükme bağlanmıştır.
Bu durumda suça katıldığı anlaşılan ... ile ilgili olarak soruşturma yapılabilmesi bakımından bağlı olduğu Maliye Bakanlığı`ndan izin alınması halinde buna ilişkin belge eklenmek koşuluyla soruşturmayı yürüten Sağlık Bakanlığı müfettişleri tarafından veya yöntemine uygun bir soruşturma emri verildiği takdirde anılan bakanlıkça görevlendirilecek müfettiş ile birlikte adı geçen hakkında hazırlanacak ek fezlekenin dairemize gönderilmesi için dosyanın geri çevrilmesine, 01.11.1994 gününde oybirliği ile karar verildi. (D.2. D.E. 1994/1620 K. 1994/1797)
21- Kendi isteği ile müfettişlikten öğretmenliğe atanan davacının yeniden müfettişliğe atanmak için yaptığı başvurunun daha sonra yapılan hukukî düzenleme uyarınca reddinde hukuka aykırılık bulunmadığı (Danıştay 5.Daire 28.11.1996 E. 95/1040; K. 96/3688)
22- İlköğretim Müfettişi Olan Davacı Hakkında Yapılan Soruşturma Konusunun Niteliği Ve İçeriği De Gözönünde Bulundurulduğunda Mesleğin Saygınlığını Zedeleyeceği, Aynı Yerde Eğitim Ve Öğretimi Olumsuz Etkileyebileceği Gözönüne Alınarak Tesis Edilen İşlemde Hukuka Aykırılık Bulunmadığı Hk.
Temyiz İsteminde Bulunan (Davalı) : Milli Eğitim Bakanlığı / ANKARA
Karşı Taraf : ...
İsteğin Özeti : Konya İdare Mahkemesi'nin 31.10.2000 günlü, E:2000/456, K:2000/1410 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.
Cevabın Özeti : Cevap verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi : İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmüştür.
Danıştay Savcısı Düşüncesi : Davacının, Konya İli İlköğretim Müfettişliğinden İstanbul İli İlköğretim Müfettişliğine atanmasına ilişkin 20.3.2000 günlü, 2987 sayılı işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının bozulması istenilmektedir.
657 saylı Yasanın 76.maddesinde kurumların,görev ve ünvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68.maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilecekleri belirtilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı hakkında Bakanlık Müfettişlerince inceleme-soruşturma raporu düzenlendiği, raporda disiplin yönünden 3 günlük maaş kesimi cezası, idari yönden aynı ilde görev yapması sakıncalı görülerek başka ilde görevlendirilmesi teklif edildiği,bu teklif doğrultusunda davacının Konya İlinden alınarak İstanbul İline İlköğretim Müfettişi olarak atandığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda davacının soruşturma raporu ile saptanan eylemleri gözönüne alınarak idarece tesis edilen işlemde kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle İdare Mahkemesince dava konusu işlemin iptali yolunda verilen temyize konu kararda isabet bulunmadığından bozulması gerektiği düşünülmüştür.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesi'nce işin gereği düşünüldü:
Dava, Konya İli İlköğretim Müfettişi olan davacının, İstanbul İli İlköğretim Müfettişliğine atanmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı, Personel Genel Müdürlüğünün 20.3.2000 gün ve 2987 sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
Konya İdare Mahkemesi'nin 31.10.2000 günlü, E:2000/456, K:2000/1410 sayılı kararıyla; davacı hakkında yapılan soruşturma sonucu düzenlenen soruşturma dosyası ile dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının aynı gruba dahil diğer müfettişlerce birlikte Konya İli ... İlçesi, ... Köyüne görevli olarak gittikleri, görev dönüşü konuşma esnasında söylemiş olduğu sözlerin, grupta görevli bir başka müfettişe dönük bulunduğu kabul edilerek soruşturma raporunda getirilen teklif esas alınmak suretiyle naklen atama işleminin gerçekleştirildiği görülmekte ise de, olayın yakın tanığı konumunda olan kişilerin bu konudaki görüş ve ifadelerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi sonucu,gerek olayın oluş biçimi gerekse davacı tarafından söylenen sözlerin söyleniş şekli ve zamanı ile olay sonrası sergilediği tutum ve davranışları dikkate alındığında ortada davacının naklen atanmasını gerektirecek durum ve nitelikte bir sebebin mevcut olmadığı, bu durumda davacı hakkında isnat edilen eylemin, tanık ifadelerine göre subuta eren şekli itibariyle naklen atanmasının hukuken kabul edilebilir bir sebebe dayanmadığı sonucuna varıldığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Davalı idare, soruşturma raporuna dayalı olarak tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını öne sürmekte ve İdare Mahkemesi kararının bozulmasını istemektedir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 76. maddesinin 1. fıkrasında "Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler." hükmüne yer verilmiştir.
Bu madde ile memurların naklen atanmaları konusunda idareye takdir yetkisi tanındığı açık olup, bu yetkinin ancak kamu yararı ve hizmet gerekleri gözardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, sözü edilen bu durumun dava konusu idari işlemin neden ve amaç yönlerinden hukuka aykırılığı nedeniyle iptalini gerektireceği yerleşmiş yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, Bakanlık Müfettişlerince düzenlenen ve dava konusu işlemin dayanağı olarak davalı idarece sunulan 28.2.2000 tarih ve 8844/14, 21 sayılı soruşturma raporunda, davacının Konya İli İlköğretim Müfettişliği görevi sırasında Konya İli ... İlçesi, ... Köyüne denetim amacı ile Grup Başkanı ...'ın başkanlığında, onun özel otosu ile giderken grupta bulunan bir bayan İlköğretim Müfettişi'ne sözle tacizde bulunduğu, uygunsuz söz, tutum ve davranışlar sergilediği sabit görülerek disiplin yönünden 3 günlük maaş kesimi cezası, idari yönden aynı İlde görev yapması sakıncalı görülerek başka İlde görevlendirilmesinin teklif edildiği, bu teklif doğrultusunda davacının Konya İlinden alınarak İstanbul İline İlköğretim Müfettişi olarak atandığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacının konuşmalarıyla ve değişik yorumlara yol açacak eylem ve davranışlarıyla diğer ilköğretim müfettişini rencide ettiği açık olup, soruşturma konusunun niteliği ve içeriği de gözönünde bulundurulduğunda mesleğin saygınlığını zedeleyeceği, aynı yerde eğitim ve öğretimi olumsuz etkileyebileceğinden hizmetin gereği olarak farklı bir yerde görevlendirilmesi şeklinde dava konusu işlemi tesis eden idareye bu konuda tanınan takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek kullanıldığı anlaşıldığından dava konusu işlemde neden ve amaç yönlerinden hukuka aykırılık, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle Konya İdare Mahkemesi'nce verilen 31.10.2000 günlü, E:2000/456, K:2000/1410 sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1/b. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanun'la değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkeme'ye gönderilmesine, 12.5.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (DANIŞTAY 2. DAİRE E. 2004/1587 K. 2005/1661)
23- Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliğinin İlgili Mevzuatında Belirtilen Konularda Sınırlı Biçimde, Kamu Hizmetinin Etkin Ve Verimli Yürütülmesi Amacıyla Düzenlendiği Ve İlköğretim Müfettişleri Başkanlıklarının Teftiş Kurulu Başkanlıkları Bünyesine Dahil Edilerek Merkez Denetim Elemanlarına Sağlanan Haklardan Yararlandırılmasında Hukuka Aykırılık Bulunmadığı Hk.
Davacı : ...
Vekilleri :Av. ...-Av. ...
Davalı : Milli Eğitim Bakanlığı / ANKARA
İsteğin Özeti : İlköğretim Müfettişi olarak görev yapan davacı, Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Bölümü'nde yer alan İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde oluşturulan İlköğretim Müfettişleri Başkanlıklarının, Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilatında yer alan Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesine dahil edilerek merkez denetim elemanı olarak istihdam edilmesi ve böylece müfettiş unvanlı diğer kamu denetim elemanlarına sağlanan sosyal ve mali haklardan eşit ölçüde yararlandırılması için davalı idareye yaptığı 9.7.2002 günlü başvurusunun cevap verilmemek suretiyle reddi yolundaki işlem ile Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliği'nin 1., 2., 27., 28., 42/t. maddeleri ile 4.maddesindeki bazı tanımlamaların iptalini istemektedir.
Savunmanın Özeti: Davacının dava açma ehliyeti olmadığı davada, süre aşımı bulunup bulunmadığının resen incelenmesi gerektiği, esas yönünden; 1992 tarihinde yürürlüğe giren ve halen yürürlükte olan 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 53/3. maddesi dayanak alınarak düzenlenen İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliği'nin 1., 2., 27., 28., 42/t. maddeleri ile tanımlar başlıklı 4. maddesinin Başkanlık, Başkan, Kurul , Başkan Yardımcısı, Müfettiş ve Müfettiş Yardımcısı tanımlarının, başka bir yasal düzenleme amacıyla 1984 yılında yürürlüğe giren 3046 sayılı Yasaya aykırı olduğundan sözedilmesinin hukuki dayanağının bulunmadığı öne sürülerek davanın usul ve esas yönünden reddi gerektiği yolundadır.
Danıştay Tetkik Hakimi : Düşüncesi : Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliğinin ilgili mevzuatında belirtilen konularda sınırlı biçimde, kamu hizmetinin etkin ve verimli yürütülmesi amacıyla düzenlendiği ve İlköğretim Müfettişleri Başkanlıklarının Teftiş Kurulu Başkanlıkları bünyesine dahil edilerek merkez denetim elemanlarına sağlanan haklardan yararlandırılması yolundaki isteminin reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.
Danıştay Savcısı : Düşüncesi : İlköğretim Müfettişi olan davacının, Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Bölümün'de yer alan İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde oluşturulan İlköğretim Müfettişleri Başkanlıklarının ,Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilatında yer alan Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesine dahil edilerek, merkez denetim elemanı olarak istihdam edilmesi ve müfettiş unvanlı diğer denetim elemanlarına sağlanan haklardan yararlandırılması isteminin reddine ilişkin işlem ile Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliği'nin 1,2, 27,28,42/t ve 4. maddesindeki bazı tanımların iptali istemidir.
İdare Hukukunun genel ilkelerine göre iptal davası açılabilmesi için gerçek ya da tüzel kişiler ile dava konusu işlem arasında, makul ve ciddi bir ilişkinin bulunması yeterlidir.Bakılan davada düzenleyici işlem olan Yönetmeliğin de iptali istenilmiştir. Kural olarak düzenleyici işlemin kapsamında bulunan ve bu düzenleme kendilerine uygulanacak olanların iptal davası açabilecekleri kabul edildiğinden menfaat ihlali koşulunun gerçekleşmediği yolundaki davalı idare savı yerinde görülmemiştir.
3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 4359 sayılı Yasayla değişik 53 üncü maddesinin Anayasa aykırı olduğu iddiası ciddi bulunmamıştır.
Anayasanın 113 üncü maddesinde, Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilatının kanunla düzenleneceği ,123 üncü maddesinde ise, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu öngörülmüştür.
Anayasa'da yer alan bu düzenlemelerle toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda teşkilatlanma yapısında değişiklik yapmak konusunda yasa koyucuya yetki verilmiştir.
Anayasanın 124 üncü maddesiyle, Başbakanlık ,bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerine kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere, yönetmelik çıkarma yetkisi verilmiş olup yönetmeliklerin Anayasa, kanun ,tüzük ve hukukun genel ilkelerine aykırı hüküm içermemesi ise normlar hiyerarşisi gereğidir.
3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 53 üncü maddesinde ;Bakanlığın , Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun ,Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameler ve İl İdaresi Kanunu hükümlerine uygun olarak taşra teşkilatı kurmaya yetkili olduğu hükmü yer alırken 4359 sayılı Kanunla eklenen üçüncü fıkrasında; İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde İlköğretim Müfettişleri Başkanlığı oluşturulacağı, İlköğretim Müfettişlerinin en az dört yıl süreli yüksek öğrenimli öğretmenler arasından yarışma sınavı ile yardımcı olarak mesleğe alınacağı, bu görevde üç yıllık yetişme dönemini takiben yapılacak yeterlik sınavını başaranların ilköğretim müfettişi kadrolarına atanacağı,İlköğretim Müfettişlerinin ve yardımcılarının görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usulü ,nitelikleri ,yetişme şekli ve atamalarına ilişkin esas ve usullerin ise yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür.
13.8.1999 tarih ve 23785 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliğinin 1 inci maddesinde, yönetmeliğin amacının İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde , İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları oluşturmak anılan görevlere atama niteliklerini, görev ve sorumluluklarını ,çalışma usullerini ,yarışma ve yeterlik sınavıyla ilgili usulleri belirleyerek inceleme, soruşturma, teftiş ve rehberlik hizmetlerinde etkinlik ve verimliliği artırmak olduğu ifade edilirken 2 nci maddesinde, düzenleme kapsamında bulunanlar ile içerdiği konular belirlenmiş , 4 üncü maddesinde yönetmelik kapsamında sayılan bazı görev ve oluşumların tanımları yapılmış,27 nci .maddede, İlköğretim Müfettişleri Başkanlığının kuruluşu ,28 nci maddede Kurulun oluşum şekli düzenlenmiş, 42/ t maddesinde ise " Valilikçe denetimi uygun görülen diğer okul ve kurumlar" müfettişlerin görev alanı içinde sayılmıştır.
3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 174 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 174 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Kaldırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 202 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 17 nci maddesinde; Bakanlık ve bağlı kuruluşlarının taşra teşkilatının ,bu Kanunla birlikte teşkilat kanunları ,İl İdaresi Kanunu ile belirlenen usul ve esaslara göre kurulacağı öngörülmüştür.
Merkezi teftiş kurulu dışında, İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde müfettiş istihdamı ve teşkilatlanmaya ait usul ve esaslara ilişkin kurallar 3797 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinde belirlenmiş olup belirlenen esasların dışında, maddede sayılan hususların ise yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür.
Anılan Yönetmeliğin kanunun verdiği yetkiye dayanılarak ve kanunda belirtilen konularla sınırlı biçimde, kamu hizmetinin etkin ve verimli yürütülmesi amacıyla düzenlendiği anlaşıldığından dava konusu düzenleyici işlemde mevzuata, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.
Davanın , İlköğretim Müfettişlikleri Başkanlıklarının Teftiş Kurulu Başkanlıkları bünyesine dahil edilerek merkez denetim elemanlarına sağlanan haklardan yararlandırılması yolundaki davacı isteminin reddine ilişkin kısmına gelince; Teftiş Kurulu bünyesindeki müfettişliğe Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünde yazılı atanma koşullarını sağlamak suretiyle atanmak mümkün olduğundan ve kamu görevlilerinin aylık, ödenek ve özlük haklarında kanun hükmü esas alındığından, davacı isteminin reddine ilişkin işlemde de hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerekeceği düşünülmüştür.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay İkinci Dairesince duruşma için önceden belli edilen 17.5.2005 günü davacı vekili ………………. ile davalı idareyi temsilen ………’in geldikleri görülerek, Danıştay Savcısı ……………….'ün hazır olduğu halde açık duruşmaya başlandı. Davacı vekili ile dava idare temsilcisine usulüne göre söz verilip dinlendikten ve savcının düşüncesi de alındıktan sonra duruşmaya son verildi. Dosyadaki bilgi ve belgeler de incelenmek suretiyle işin gereği düşünüldü:
Davacının Anayasaya aykırılık iddiası ciddi görülmediği gibi davalı idarenin usule ilişkin itirazları da yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi;
İlköğretim Müfettişi olan davacı; Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Bölümünde yer alan İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde oluşturulan İlköğretim Müfettişleri Başkanlıklarının, Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilatında yer alan Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesine dahil edilerek merkez denetim elemanı olarak istihdam edilmesi ve böylece müfettiş ünvanlı diğer kamu denetim elemanlarına sağlanan sosyal ve mali haklardan eşit ölçüde yararlandırılması için davalı idareye yaptığı 9.7.2002 günlü başvurusunun cevap verilmemek suretiyle reddi yolundaki işlem ile Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliği'nin 1., 2., 27., 28., 42/t. maddeleri ile 4.maddesindeki bazı tanımlamaların iptalini istemektedir.
Dava konusu edilen Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliği'nin dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olması ve işlemin hukuki sebebini oluşturması nedeniyle öncelikle esasının incelenmesi gerekmektedir.
Bir hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde alt düzeydeki normların, yürürlüklerini üst düzeydeki normlardan aldığı kuşkusuzdur. Normlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta ve daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasadan, tüzükler yürürlüğünü kanundan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanun ve tüzükten almaktadırlar. Bir normun kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır. Bahsedilen hiyerarşinin, yönetmelikler bakımından bir ifadesi niteliğini taşıyan Anayasanın 124. maddesinde de: Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarabilecekleri belirtilmiştir.
3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun Taşra Teşkilatı başlıklı 53. maddesinde Bakanlığın, Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameler ve İl İdaresi Kanunu hükümlerine uygun olarak taşra teşkilatı kurmaya yetkili olduğu, her ilde ve ilçede bir milli eğitim müdürlüğünün bulunacağı hükmü yeralmış, 4359 sayılı Kanunla eklenen üçüncü fıkrasında İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde İlköğretim Müfettişleri Başkanlığı oluşturulacağı, İlköğretim Müfettişlerinin en az dört yıl süreli yüksek öğrenimli öğretmenler arasından yarışma sınavı ile yardımcı olarak mesleğe alınacakları, bu görevde üç yıllık yetişme dönemini takiben yapılacak yeterlik sınavını başaranların ilköğretim müfettişleri kadrolarına atanacakları, ilköğretim müfettişlerinin ve yardımcılarının görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usulü, nitelikleri, yetişme şekli ve atanmalarına ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
13.8.1999 tarih ve 23785 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliğinin 1. maddesinde yönetmeliğin amacının İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde ilköğretim müfettişleri başkanlıklarını oluşturmak ve işleyişini sağlamak, müfettiş yardımcılığına alınacaklar ve atanacaklarda aranan nitelikleri, bunların görev, yetki ve sorumluluklarını, yetişme şekillerini, çalışma usullerini, hizmet bölgelerini, yer değiştirme suretiyle atanmalarını, değerlendirilmelerini, görevden alınma ve ayrılmalarını, müfettiş yardımcılarına uygulanacak yarışma ve yeterlik sınavları ile ilgili esas ve usulleri; hizmet gerekleri, sicil, kıdem, kariyer, liyakat, hizmet puanı, sınav ve benzeri ölçütlere göre düzenleyerek inceleme, soruşturma, teftiş ve rehberlik hizmetlerinde etkinlik ve verimliliği artırmak olduğu, 2. maddesinde düzenleme kapsamında bulunanlar belirlenmiş, 4. maddesinde yönetmelik kapsamında sayılan bazı görev ve tanımlamalar (ünvanlar) yapılmış, 27. maddesinde her ilde doğrudan il milli eğitim müdürüne bağlı olarak, rehberlik ve iş başında yetiştirme, teftiş ve değerlendirme, inceleme, soruşturma hizmetlerini yürütme amacıyla başkan, başkan yardımcıları, müfettiş ve müfettiş yardımcıları ile başkanlık bürosundan oluşan ilköğretim müfettişleri başkanlığının kurulacağı, 28. maddesinde kurulun başkan ve başkan yardımcıları ile müfettiş ve müfettiş yardımcılarından oluşan bir danışma ve denetleme birimi olduğu, ilköğretim müfettişleri başkanının kurulunda başkanı olduğu, 42/t maddesinde de Valilikçe denetimi uygun görülen diğer okul ve kurumların müfettiş ve müfettiş yardımcılarının görev alanlarını oluşturacağı belirtilmiştir.
3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 174 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 174 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Kaldırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 202 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 17. maddesinde Bakanlık ve bağlı kuruluşlarının taşra teşkilatının, bu kanunla birlikte teşkilat kanunları, İl İdaresi Kanunu ile belirlenen usul ve esaslara göre kurulacağı öngörülmüştür.
Belirtilen bu hükümler doğrultusunda, İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde İlköğretim Müfettişleri Başkanlığı oluşumu, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usulü, nitelikleri, yetişme şekli ve atanmalarına ilişkin esas ve usullerin yönetmelikle düzenleneceği 3797 sayılı Kanunun 53. maddesinde belirtilmiş olup, Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliğinin de anılan maddenin verdiği yetki çerçevesinde kamu hizmetinin etkin ve verimli yürütülmesi amacıyla düzenlendiği anlaşıldığından iptali istenen yönetmelik hükümlerinde üst hukuk normlarına ve kamu hizmeti gereklerine aykırılık görülmemiştir.
Davanın, İlköğretim Müfettişleri Başkanlıklarının Teftiş Kurulu Başkanlıkları bünyesine dahil edilerek merkez denetim elemanlarına sağlanan haklardan yararlandırılması yolundaki davacı isteminin reddine ilişkin kısmında ise; Teftiş Kurulu bünyesindeki müfettişliğe Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğünde belirtilen atanma koşullarını taşıyanların atanmaları mümkün olduğundan ve kamu görevlilerinin aylık, ödenek ve özlük haklarında kanun hükmü esas alındığından, istemin reddi yönünde tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, ilköğretim müfettişi olarak görev yapan davacının Milli Eğitim Bakanlığı Taşra Teşkilatı Bölümünde yer alan İl Milli Eğitim Müdürlükleri bünyesinde oluşturulan İlköğretim Müfettişleri Başkanlıklarının, Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilatında yeralan Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesine dahil edilerek merkez denetim elemanı olarak istihdam edilmesi ve böylece müfettiş ünvanlı diğer kamu denetim elemanlarına sağlanan sosyal ve mali haklardan eşit ölçüde yararlandırılması için davalı idareye yaptığı başvurusunun cevap verilmemek suretiyle reddi yolundaki işlem ile Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Müfettişleri Başkanlıkları Yönetmeliği'nin 1., 2., 27., 28., 42/t. maddeleri ile 4.maddesindeki bazı tanımlamaların iptali istemiyle açılan davanın reddine, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 17.5.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (DANIŞTAY 2. DAİRE E. 2004/2523 K. 2005/1729)
24- Emekliye ayrılma istemli dilekçelerinde emekliye ayrıldıkları tarih itibariyle ikame ettikleri adres bildirmiş ol mal arı nedeniyle kendi 1 erire harcırah ödenmeyen ilgililerin. emekliye ayrıldıkları tarihten itibaren harcırah kanunun 66. maddesinde öngörülen 6 aylık süre içinde adreslerini değiştirmiş olmaları halinde, bu süre içinde idarelerine baş vurarak aynı Kar 10/2. maddesi uyarınca kendilerine harcırah ödenmesini isteyebilecekleri ve bu nedenle dayalı idarece aksi yönde tesis edilen işlemde hukuka uyanık bulunmadığı hk.
İsteğin ÖZETİ: Ankara 10. idare Mahkemesinin 225.19% günlü. E:1994/947. K:1996/S18 sayılı kararının dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.
Savunmanın ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi : Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden davacının. dayalı idareye başvurduğu 24.61994 tarihi itibariyle halen emekli statüsünde olduğu anlaşıldığından, idare mahkemesince dava konusu uyuşmazlık çözümlenirken Harcırah Kanununun vefat eden memur ve hizmetliler" ile ilgili olarak düzenleme getiren 5 madde hükmü esas alınmak suretiyle iptal h kurulmasında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan. adı geçen Yasanın 10/2. ve 56/a maddeleri kapsamında olan ve dayalı idareye. yapmış olduğu başvurunun da süresi içinde olduğu anlaşılan davacıya ... arasındaki mesafe için harcırah ödenmesi gerekirken, aksi yolda tesis edilen dayalı idare işleminde mevzuata ve hukuka uyanık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle. dayalı idarenin temyiz isteminin reddiyle. dava konusu işlemin iptali yolunda verilen ve hüküm fıkrası itibariyle hukuka uygun bulunan idare mahkemesi kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği düşünülmüştür.
Danıştay Savcısı Düşüncesi : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar. 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1.fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp idare mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir.
Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddiyle idare mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesince işin gereği düşünüldü:
Davalı belediyede müfettiş olarak görev yapmakta iken 18.1.1994 tarihi itibariyle emekliye ayrılan davacı, adres değişikliği nedeniyle harcırahının buna göre ödenmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin 1.7.1994 günlü. 2229 sayılı işlemin iptali ve kendisine . . . -... arasındaki mesafe için harcırah ödenmesine hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır.
Ankara 10. İdare Mahkemesinin 22.5.1996 gönlü, E K:1996/518 sayılı kararıyla; 6245 sayılı Harcırah Kanununun 10. maddesinde, yol masrafı, yevmiye, aile masrafı ve yer değiştirme masrafının birlikte verilmesini icab ettiren hallerin düzenlendiği; maddenin 2. fıkrasında, emekliliğini isteyen veya emekliye sevk olunan yahut haklarında toptan ödeme hükümleri uygulanan memur ve hizmetlilere, Türkiye dahilinde ikamet edecekleri yere kadar ve yalnız bir defaya mahsus olmak üzere yukarıda sözü edilen harcırahın verilebileceğimin belirtildiği; aynı Yasanın 56/c. maddesinde ise, memur ve hizmetlilerden vefat edenlerle (4. maddenin son fıkrası şümulüne giren hizmetliler de dahil olmak üzere) emekliye veya açığa çıktıktan sonra ayrılış tarihini takip eden 6 ay içinde vefat edenlerin aileleri efradına ölüm hadisesinin vukuu tarihinden itibaren 6 ay zarfında müracaat etmeleri halinde bu kanuna göre müstahak oldukları harcırahın verileceğinin hükme bağlandığı; dava dosyasının incelenmesinden, davacının dayalı belediyenin teftiş kurulundan 18.1.1994 tarihinde müfettiş olarak emekli olduğu ve aynı tarihli emeklilik dilekçesinde ikamet adresini - . . larak bildirdiği; ancak, daha sonra 18.3.1994 ve (her ne kadar mahkeme kararında sehven 26.4.1994 olarak yazılmış ise de) 24.6.1994 tarihli dilekçeleri ile idareye başvurarak, bundan sonra - . - 'nda oturacağından bahisle . - - - - - arası için harcırah tahakkuk ettirilerek ödenmesini istediği; bu isteminin, 18,1 günlü emekliliği talep' dilekçesinde adresinin .. olarak gösterilmesi nedeniyle ve Harcırah Kanununun 10. maddesine istinaden reddedildiğinin anlaşıldığı; adı geçen Yasanın 56/c. maddesinde emekliye veya açığa çıktıktan sonra ayrılış tarihini takip eden 6 ay içinde, vefat edenlerin aileleri efradına ölüm hadisesinin vukuu tarihinden itibaren 6 ay içinde müracaat etmeleri halinde bu kanuna göre müstahak oldukları harcırahın verileceği açıkça ifade olunduğundan, söz konusu hüküm gereğince davacıya harcırah ödenmesi gerekirken aksi yönde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir,
Davalı idare, davacının, emeklilik istemini içeren dilekçesinde emekliliğini geçireceği ikametgah adresi olarak ...yı gösterdiğini, bu nedenle adı geçene harcırah tahakkuk ettirilmediğini; adı geçenin 2. başvurusunu yaptığı 24.6.1994 tarihi itibariyle emekli statüsüne kavuşmuş olduğunu; öte yandan. 6245 Sayılı Yasanın 56/t maddesinin bu davanın konusuyla ilgisi bulunmadığından. mahkemece bu hükme dayanılmasının isabetli olmadığını öne sürmekte ve anılan kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.
Dava konusu uyuşmazlığın. dayalı idarede müfettiş olarak görev yapmakta iken emekliye ayrılan ve emekliye ayrılma dilekçesinde emekli aylığını alacağı adres olarak .. İlini göstermiş olan davacının. bundan sonra .. nda ikamet edeceğinden bahisle harcırahının - - - - arasındaki mesafe dikkate alınarak ödenmesi yolundaki isteminin dayalı idarece kabul edilmemesinden kaynaklandığı tartışmasızdır.
6245 sayılı Harcırah Kanununun 'Harcırah alabilmek için müracaat müddeti" başlığını taşıyan 56. maddesinin (c) bendinde, memur ve hizmetlilerden vefat edenlerle (4 üncü maddenin son fıkrası şümulüne giren hizmetliler de dahil olmak üzere emekliye veya açığa çıktıktan sonra ayrılış tarihini takip eden 6 ay için de vefat edenlerin aileleri efradına ölüm hadisesinin vukuu tarihinden itibaren 6 ay zarfında müracaat etmeleri halinde bu kanuna göre n oldukları harcırahın yerileceği hükme bağlamıştır.
Yukarıda sözü edilen 56 maddenin (d bendi i bu hükümle "henüz bir kamu görevini yürütmekte iken vefat eden" memur ve hizmetliler ile, "emekliye veya açığa çıktıktan sonra ayrılış tarihini takip eden 6 ay içinde vefat eden" memur ve hizmetliler ayırımı yapılmak (bir başka ifadeyle. bu iki farklı dut-ta da göz önünde bulundurulmak) suretiyle, vefat etmiş olan nasr ve hizmetlilere ilişkiyi olarak ve bunların aileleri efradına verilecek harcırah yönünden düzenleme getirildiği görülmekte olup: davacının halen emekli statüsün de" olduğunun dosyadan anlaşılmış olması nedeniyle. Harcırah kanununun vefat eden memur ve hizmetliler yönünden düzenleme getiren 561c. madde hükmünün dava konusu olaya uygulanmasına hukuken olanak bulunmadığından. idare mahkemesinin, bu hüküm uyarınca davacıya harcırah ödenmesi gerektiği gerekçesiyle iptal hükmü kurmasında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan. Harcırah Kanununun dava konusu olayda uygulanması gereken maddelerinden biri olan 10/2. maddesinde. emekliliğini isteyen veya emekliye sevk olunan, yahut haklarında toptan ödeme hükümleri uygulanan memur ve hizmetlilere. Türkiye dahilinde ikamet edecekleri yere kadar ve yalnız bir defaya mahsus olmak üzere bu maddede sayılan yol masrafı. yevmiye. aile masrafı ve yer değiştirme masrafının birlikte ödeneceği; 'Harcırah alabilmek için müracaat müddeti' - başlığını taşıyan ve olayda uygulanması gereken diğer bir madde olan 56. maddenin (a) bendinde de. resen veya isteği üzerine emekliye ayrılan memur ve hizmetlilerle - açıkta kalan ve vekalet emrine alınan memurlara ve ceza en olmamak üzere kurumlarınca vazifelerine son verilen hizmetlilere vazifelerinden ayrıldıkları tarihten itibaren 6 ay zarfında müracaat etmeleri halinde bu kanuna göre müstahak oldukları harcırahın verileceği açıkça hükme bağlanmıştır.
Bu maddelerde yer alan hükümler karşısında. dayalı belediyede müfettiş olarak görev yapmakta iken isteği üzerine 1811994 tarihinde emekliye ayrıldığı ye bu tarihten itibaren yukarıda öngör 6 aylık süre içinde yaptığı 18.3.1994 ve 24.6.1994 günlü başvurularında ... 'nda ikamet edeceğini belirttiği açık olan davacıya . . - . . - arasındaki mesafe için harcırah ödenmesi gerekirken. Dayalı idarece aksi yönde tesis edilen 1.7.1994 günlü işlemde mevzuata ve hukuka uyarlık görülmediğinden. anılan işlemin iptali yolundaki idare mahkemesi kararı hüküm fıkrası itibariyle hukuka uygun bulunmaktadır.
Öte yandan. davacının dayalı belediyede görevli bulunduğu sırada verdiği emekliye ayrılma istemine ilişkin dilekçesinde emekli aylığını alacağı adresi İli olarak göstermesinin. emekliye ayrıldığı tarihten sonra da aynı ilde ikamet edeceğine ilişkin sınırlayıcı bir beyan niteliğinde kabul edilmesi mümkün olmadığından, dayalı idarenin bu konuya ilişkin aksi yöndeki iddiasına itibar edilememiştir. Kaldı ki, dava konusu olayda olduğu gibi. "Harcırah Kanununun 10.maddesine göre emekliye ayrılan kişilere adreslerini değiştirmelerinden dolayı harcırah ödenemeyeceğinin" kabulü halinde, bu durumun, emekliye ayrılan kişilere, anılan Yasanın 10/2. maddesinde ödeneceği hükme bağlanan harcırahla ilgili olarak 6 ay içinde idarelerine müracaat etme imkanı sağlayan 56. maddenin uygulanabilirliğini ortadan kaldıracağı, bir başka ifadeyle. maddede öngörülen 6 aylık sürenin uygulanmaması sonucu doğuracağı da tartışmasızdır.
Açıklanan nedenlerle. dayalı idarenin temyiz isteminin reddiyle Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen ve hüküm fıkrası itibariyle hukuka uygun bulunan 22.5.1996 günlü, E:1994/947, K:1996/518 sayılı kararın yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına. temyiz giderlerinin istemde bulunan dayalı üzerinde bırakılmasına. 28.10.1999 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
6245 sayılı Harcırah Kanununun 10. maddesinde. emekliliğini isteyen ve ya emekliye sevk olunan yahut haklarında toptan ödeme hükümleri uygulanan memur ve hizmetlilere, Türkiye dahilinde ikamet edecekleri yere kadar ve yalnız bir defaya mahsus olmak üzere bu maddede sayılan yol masrafı, yevmiye. aile masrafı ve yer değiştirme masrafla birlikte ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Anılan madde hükmü incelendiğinde, söz konusu harcırahın. bir defaya mahsus olmak üzere ve Türkiye dahilinde ikamet edilecek yere kadar olan mesafe dikkate alınarak ödeneceğinde kuşkuya yer bulunmamaktadır.
Dava konusu olayda davacı. (dayalı idarenin birinci savunmasına karşı vermiş olduğu 2. dilekçesinde de açıkça belirttiği üzere) emeklilik istemine ilişkin dilekçesinde ikametgah adresi olarak . -. adresini göstermiş, emeklilikle ilgili işlemler bu husus göz önüne alınarak yürütülmüş ve bu nedenle dayalı idarece. emekliye ayrılan davacıya herhangi bir harcırah ödemesinde bulunulmamıştır.
Bu itibarla, emekliye ayrılanlara ödenecek harcırah yönünden 'bir defaya mahsus olmak üzere" başvurma imkanının getirilmiş olması karşısında ilgililerin. daha sonra idareye tekrar başvurarak adres değişikliğinden dolayı harcırah isteminde bulunabileceklerinden söz etmeye olanak bulunmadığından. davacının. 18.1. 1994 tarihinde emekliye ayrıldıktan sonra, artık . .. 'nda ikamet edeceğinden bahisle kendisine harcırah ödenmesi istemiyle 18.3.1994 ve 24.6.1994 tarihlerinde yapmış olduğu başvuruların reddi yolunda tesis edilen dava konusu işlemde mevzuata aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dayalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle idare mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum. (D.5.D. Esas No: 1996/2675 Karar No: 1999/3259 Karar Tarih:28.10.1999)














